İlyas, yıllardır çalışıyor olmasına rağmen kredi çekip ancak eski model bir Mercedes alabildi. Bir apartmanın kapıcı dairesinde oturuyordu. Kapıcı değildi. Apartmanın kapıcısı, daire ona küçük gelince, biraz da karısının kapıcı dairesinde oturmak istememesinden ötürü altıncı kattan, Erciyes manzaralı bir daireye daireye taşınmış, kazandığı paranın yarısını kiraya vermeye başlamıştı. Ardından da daireyi satın aldı. Karı koca iki elden var güçleriyle çalışıyorlardı. Karısı tüm apartmanın temizlik işlerini yapardı. Daireleri sıraya koymuştu, başka yere gitmesine gerek kalmadığı gibi sevmediği komşularının temizliğine boş randevusunun olmadığını ileri sürerek gitmezdi. İlyas ise kendini bildi bileli it gibi çalışırdı ama eli bereketsizdi. Parası geldiği gibi giderdi. Nereye harcadığını o da anlamaz, bir türlü hesabını adam gibi tutamazdı. Apartmanın kapıcısının hikâyesini, binanın altındaki küçük dükkanında yıllardır çalışan terzi Kenan’dan öğrendi. Kenan, mahallenin kara kutusu gibiydi. Kim kimin nesi, kimin evine kimler girer çıkar hepsini bilirdi. Hele karşısındaki dükkânda çalışan berber Ahmet’le bir araya geldiler mi, Allah ağızlarından çıkan isimlerin yar ve yardımcısı olsundu. Bu iki adam, kapıcının nasıl beş parasız işe başladığını şimdi karı koca birer araba, altıncı kattan bir daire ve yakın köylerden birinden bir tarla aldıklarını anlatmışlardı. İlyas hakkında pek bir şey öğrenememiş olmaları biraz canlarını sıkıyordu. Buraya taşınalı üç ayı geçmiş, her karşılaşmalarında bir dairenin tüm sırlarını dökmüşler ama ne sorarlarsa sorsunlar Kenan’dan ikna edici cevaplar alamamışlardı. Kimdi, kimin nesiydi meraklarından ölüyorlardı.
İlyas, terzinin önünden jet hızıyla geçti o gün. Kenan’a yakalanmak istemiyordu. Bu yeni çevresi hayata bakışını değiştirmiş, kendine bir çeki düzen verme ihtiyacını doğurmuştu. Ucuza bulup oturduğu bu dairede, camın önünden geçenlerin ancak dizlerine kadar görebiliyordu. Bakımsız ve küçük olduğu için sıkı bir pazarlık yapmıştı dairesi için çünkü elindeki tüm parayı araba almak için kullanmıştı. Başlarda ayağımı yerden kessin yeter dediği bu külüstür araba artık gözüne batmaya, eski püskü görünmeye, arabanın sağında solunda kusur bulmaya başladı. Hele akşamları evinin önünden çöpünü alan, yürüdüğü yerleri silen, bazen sigara almaya gönderdiği kapıcının ve karısının ayrı ayrı ve birbirinden güzel arabası olduğunu öğrenince, benim onlardan neyim eksik düşüncesi neredeyse tüm gün zihnini meşgul eder oldu. Başlarda arabayı binanın giriş kapısına yakın park edip başına bir şey gelmesinden korkan İlyas, artık onu gözden uzaklara bırakıyor, kendisi bile küçümsüyordu.
Taşındığından beri aldığı maaşı ucu ucuna denk getiremezken, arabasından dolayı kendini küçümsemeye başladıktan sonra daha az para harcamaya başladı. Bazen marketten alış verişi yapıyor, kasaya gelince aldıklarının bir kısmından vazgeçiyordu. Buna ihtiyacım yok, bu olmasa da olur diye diye aldıklarının yarısını kasada bırakıyor, gerçekten ihtiyacı olanların parasını ödeyip çıkıyordu. Nasıl olduysa bir gün eline geçen parayı direkt götürüp bir çeyrek altın aldı. Cebine koyduğu altını düşürmemek için elini cebinden hiç çıkarmadı eve gelene kadar. Eve gelince altını cebinden çıkarıp uzun uzun inceledi. Evin en gizli köşesi olduğunu düşündüğü yatağının altına koydu. Sabah uyandığında, akşam işten dönünce ve gece yatağına girmeden önce yerinde mi diye kontrol etti. Altın onu o kadar zengin hissettirmişti ki kendine olan güveni arttı, yürüyüşü değişti. Ay sonunu sabırsızlıkla bekleyip, aldığı maaşla bu defa iki çeyrek altın aldı. Geçen ay, hiç de zorlanmamıştı çünkü. İki çeyrek altın alıp, kalan parayla idare edebilirdi şüphesiz. Etti de, zorlanmadı hiç. Parayı kontrol edebildiğini öğrenmişti. Son model bir araba almayı kafasına koydu. Yatağının altındaki altınlar arttıkça hayalindeki araba da değişiyordu. Bundan öncesinde arabaya ilgisi sadece kredi çekip alabileceği kadardı. Artık satış sitelerine giriyor, gücünün yetmeyeceğini bilse de pahalı arabalara bakıyordu. Evrene mesaj yolluyorum, ben ne istersem onu verecek diye düşünüyordu. Sabahları işe gitmek için çıktığında arabasına gidene kadar önünden geçtiği tüm arabaları inceliyor, eve gelince beğendiklerini siteden favorilerine ekliyordu. Sabırla ince ince işledi alacağı araba fikrini zihnine. Zaman zaman zorlansa da borca girmeden, az gezerek, az giyerek, dışarıdan yemek istemeyi keserek devam etti aylar boyunca. Arkasına dönüp bakınca iki yılı geride bıraktığını gördü. Ama aklına koyduğunu da yapmıştı. Arabasını istediği fiyata satabilirse 5 serisinden o parıl parıl parlayan siyah arabayı alacaktı. Son model değildi ama daha fazla beklemek istemiyordu.
İş çıkışı arabayı yıkamacıya bıraktı. İki yıl sonra ilk defa dışarıda yemek yiyecekti. Cadde boyunca biraz yürüdü. Önce bir kebapçının önünde durdu, dışarıdan fiyatlara baktı. Et alsam evde bu fiyata 3 kişilik kebabı ben de yaparım deyip yürümeye devam etti. Daha ucuz olur diye bir makarnacının önünde durdu. Fiyatları görünce iki kaşık makarnaya o parayı vermenin delilik olduğunu düşünüp yürümeye devam etti, içinden de daha önce bu makarnacıya kaç defa geldiğini düşünüp kendi salaklığına kızdı. Makarnacının yanında başka bir makarnacı vardı, bunlar yeni moda olan el yapımı makarnalardı. Daha uyguna geleceğini düşünüp fiyat listesine göz gezdirdi. Yok olmaz, evde annesinin kestiği eriştelerle yapardı bu makarnanın aynısını. Evde olan bir şeye dışarda para vermenin delilik olduğunu düşündü. En sonunda dürüm yemeye karar verdi. Bunu evde yapamazdı. Yapsa da bunu evde yapmaya değmezdi. İçeri girdi, et dürüm pahalı gelince tavuk dürüm yedi. Arabanın yıkanmasını beklerken burada vakit geçirdi. Çayın ikram olmadığını duyunca “Bu da yeni adet çıktı.” diye söylendi garson çocuğa. Azarlanmaya alışık olan garson, umursamadan devam etti servise. Umursanmamak da canını sıkıyordu. Yeni arabası ile tekrar gelecekti buraya. Bakalım o zaman da böyle burun kıvırabilecekler miydi?
Yıkanıp paklanmış arabaya binip sakin olacağını düşündüğü bir yola geçti, arabanın farlarını ve kapılarını açıp sağından solundan fotoğraflar çekmeye başladı. İçini, dışını, bagajı, motoru tek tek ve detaylı bir şekilde fotoğrafladı. Eve geçip fotoğrafları satış sitesine yükledi. Altına açıklama yazmak için fotoğrafları tekrar incelemeye başladı. İnceledikçe arabayı aldığı gün yaşadığı sevinci hatırladı. Arabaya binince şöyle bir arkasına yaslanmış, tekrar tekrar vitesine, direksiyonuna dokunmuş, koltukları okşamıştı. Aynı sevinci tekrar hissetti. Arabanın temiz haliyle aslında ne kadar da güzel durduğunu fark etti. Kesin istediği fiyata satabilirdi. Öncelikle iyi bir açıklama yazmalıydı.
Alıcıyı ikna etmesi lazımdı. Arabayı neden sattığını açıklamak için 5 serisi almak istediğinden başladı yazmaya. Aslında 5 serisi diye belirtmesinin asıl sebebi, zengin oldum ben demekti. Ardından neden bu arabayı seçmeleri gerektiğini açıklamak için arabanın ne kadar temiz olduğunu, bakımlarını teknik servisten başkasına yaptırmadığını, içinde bırak sigara içmeyi, sigara içilen mekanların önünden dahi geçmediğini yazdı. Arabanın çok özel bir rengi olduğundan, bahsetti. Halbuki İlyas Salman’ın sarı mersedesine benziyordu. Arabanın 6. Ayda bakıma girdiğini yazdı. 6. Ayda kaza yaptığını ve tamirini sanayide çırak olarak çalışan kuzeninin yaptığını yazmadı. Gerek yoktu bu kadar gerçekçi detaylara. Ruhsata işlenmiyordu nasılsa. Eski arabayı kimse ekspertize sokmazdı. Arabanın karizmasından da bahsetti. Gerçekten de bu arabaların hastası adamlar vardı. Bazıları koleksiyoncuydu, onlar temiz arabaları tercih ediyordu. Bazıları da gerçekten alaturka insanlardı. Aynı paraya daha genç bir araba alacakken özellikle bunları tercih ediyorlardı. Yumurta topuk ayakkabı giyiyor, Orhan Gencebay bıyığı bırakıyorlardı bunlar. Arabayı bağırta bağırta sürüp herkesin nasıl da dönüp dönüp arabalarına baktıklarıyla övünüyorlardı. Arkalarından edilen küfürlere pek aldırmıyorlardı. Arabayı aldıktan sonra şansının açıldığını söylemişti herkes, bunu da ekledi. Gerçekten de arabayı aldıktan sonra tanıştığı Sabiha ile kısa sürede evlenmeye karar vermişti, yalan değildi. Evlendikten altı ay sonra boşandıklarını yazmasına gerek yoktu. Özel hayatından kime neydi? En son pazarlık kabul etmediğini belirtmek için ölücülerin yazmamasını istedi açıklamasında. İstediği arabayı almak için kendi arabasını istediği fiyata satması lazımdı.
Açıklamaları bitirip ilanı siteye yükledi. Beklediği gibi on dakika sonra alıcılar aramaya başladı. Arayan herkes istediği fiyatın yüksek olduğunu söyleyip pazarlık etmek istiyordu, İlyas kestirip atıyordu. Birkaç gün sonra almak istediği arabanın fiyatı yükseldi, o yükselince İlyas da fiyat yükseltti. Zaten fiyatı yüksek bulan alıcılar, pazarlık fikrinden de vazgeçip arabanın talipleri şıp diye kesilince fiyat düşürmek zorunda kaldı. Haftalar boyu saatlerce sayısız telefon konuşması yaptı. Kimse arabasına istediği fiyatı vermedi. Bu arada favorilerine eklediği arabalar tek tek satılıyor, çoğu fiyat düşürüyor yine de İlyas’ın parası yetmiyordu. Arada bir sırf o heyecanı yaşamak için satılık bir arabanın sahibini arıyor, istenen fiyatın çok altını teklif ediyor, anlaşamayıp kapatıyordu. Sonra yatağın altından altınları çıkarıp sayıyor, eliyle sallayıp sesini dinliyor, tekrar kutuya koyup yerine yerleştiriyordu. Bir gün yine can sıkıntısından bir satıcıyı aradı. Alamayacağını bile bile pazarlık yapmaya başladı. Üç aşağı beş yukarı derken adam acil paraya ihtiyacı olduğunu söyleyip, teklif ettiği parayı kabul etti. İlyas’ın nutku tutuldu, ne diyeceğini bilemedi. Elinde paranın üçte ikisi ancak vardı. “Ben size döneceğim.” deyip kapattı telefonu. Altınları çıkarıp kaça bozduracağını hesapladı. Cebindeki bozukluklara kadar çıkarıp altınların yanına koydu. İki gün sonra yatacak maaşının kiradan kalan tamamına yakınını hesapladı olmadı. Ablasını arayıp borç istedi, ama onun verebileceği para devede kulak etmiyordu. Pazarlık için arayan son numarayı çevirdi, acil bir ihtiyacı olduğunu söyleyip pazarlığa başladı, sonunda adamın dediği ve bir lira üstüne çıkmadığı paraya razı oldu. Borç isteyecek bir arkadaş düşünürken altınları bozdurmak üzere evden çıktı bile. Kuyumcuya geldi, alacağı para kendi hesapladığının üzerinde çıkınca sevinçten yüzünün yandığını hissetti. Altınları eline alıp masaya koyarak tek tek saymaya başladı. Yatakta sayarken aldığı hazdan daha fazlasını hissediyordu. Kutudan altınlar eksildikçe içinden bir parça kopuyor gibi oluyordu. Bu his kendisini o kadar rahatsız etmişti ki, masadaki altınları kutuya koyup tekrar saymaya başladı. Aynı şey üç kere tekrar etti. Kuyumcu alışıktı böyle şeylere o yüzden sabırla bekledi, nasılsa kendisi tekrar sayacaktı. İlyas son defa altınları masadan alıp kutuya koydu. Tekrar saymasını bekleyen kuyumcunun gözlerine bakmadan, “Ben sonra geleyim.” deyip çıkıp evine gitti. Yatağa oturup kutuyu açtı. Altınlarla uzun süre bakıştı. Sonra almak istediği arabaya baktı. Uzun uzun onunla da bakıştıktan sonra kendi araba ilanını açtı. Arabayı inceledi, yeni alıcı gibi inceledi. Sonra yazdığı açıklamayı okudu. Okudukça sanki kendi arabasına değil de almak istediği arabaya bakıyor gibi yeniden aşık oldu, evladını sever gibi sevdi arabasını. Satmak için anlaştığı adamı arayıp arabayı satmaktan vazgeçtiğini, arabasını almak için anlaştığı adamı arayıp almaktan vazgeçtiğini söyledi. Altınları kutuya tek tek sayarak attı. Sallayıp sesini dinledi. Sonra camdan arabasına, arabanın mermi rengine, renginin çok özel oluşuna bir daha baktı.