Gece yarısını çoktan geçmişti. Selim, elinde telefon, sitenin otoparkında mermi rengi otomobilinin önüne bir sandalye çekip oturmuş bir yandan da telefonunun ekranın soğuk ışığına bakıyordu. Parmakları "İlan Başlığı" kısmında duraksadı. "Satılık" yazmak sanki bir dostuna ihanet etmek gibi geliyordu.
Selim için bu araba sadece bir metal yığını değildi; o, Selim’in hayata tutunduğu daldı. Altı yıl süren o uzun, yalnız ve şanssız bekarlık dönemini hatırladı. Otobüs duraklarında üşüyerek beklediği kış akşamlarını, özgüveninin yerlerde süründüğü o günleri... Sonra bu "mermi" girmişti hayatına. İlk bindiği gün direksiyonu tutuşundaki o titreyişi, koltukların o kendine has müthiş kokusunu unutamıyordu.
Hemen arabanın kaputuna elini koydu. Boyası, ay ışığı altında gerçekten de bir mermi kovanı gibi parlıyordu. Seninle şuanda olduğum kişi oldum, Selim oldum, ben diye mırıldandı. Bu araba ile birlikte işleri açılmış, duruşu değişmiş, hatta karısı Leyla ile bu arabanın içinde tanışmıştı. İlk randevularında Leyla, "Rengi ne kadar değişikmiş." dediğinde Selim’in göğsü kabarmıştı. O günden sonra daha bir hayran olmuştu mermisine. Ama şimdi, o meşhur "5 serisi" hayali kapısını çalıyor, aklını çeliyordu. Statü, güç, daha büyük bir imaj... Selim bu düşüncelerin içindeyken kararlılıkla ekranı kaydırdı ve yazmaya başladı.
"Evladımdan çok sevdiğim, 6 yıllık yol arkadaşım..." Her bir kelimede gözleri doldu. Yazarken, arabası için okuttuğu 333 Ayetel Kürsi’yi düşündü. Her uzun yola çıktığında kestiği kurbanı, her pazar günü tek bir leke kalmasın diye saatlerce süren iç-dış temizlik seanslarını... İlan açıklamasına arabanın teknik özelliklerini değil, ruhunu yazıyordu adeta. "Sigara dumanı dahi değmedi" derken, aslında "ona tertemiz, bebek gibi baktım" demek istiyordu.
Telefonun ışığı yüzünü aydınlatırken içinden bir ses, "Yapma Selim," diyordu. "Statü dediğin nedir ki? Bu araba senin şansın, senin tılsımın." Satmamalısın, o daima senin olmalı, sende kalmalı. Ama öte yanda, başkalarının gözündeki o "başarılı adam" imajı vardı. Derin bir nefes aldı. "Mermi rengi, hatasız, boyasız... Evlilik sebebiyle değil, hayaller için satılık." diye ekledi. İlanı onayla tuşuna basarken eli titredi. O an, otoparkın sessizliğinde sanki araba ona küsmüş gibi geldi. Selim, telefonunu cebine koydu, sandalyesini topladı ve eve çıkmadan son bir kez eğilip arabasının aynasını öptü.
"Kusura bakma oğlum." dedi kısık sesle. "Sadece bir deneme bu." Ama ikisi de biliyordu; o ilan yayınlandığı andan itibaren Selim’in huzuru iyiden iyiye kaçmıştı. O gece Selim, rüyasında yeni bir araba değil, bu mermi rengiyle uçurumun kenarında durduğunu görecekti.
Ertesi sabah Selim, sanki gece hiç uyumamış, o uçurumun kenarında mermisiyle birlikte sabahlamış gibi yorgun uyandı. Gözü sürekli telefondaydı; hem birilerinin aramasını istiyor hem de o telefonun hiç çalmamasını diliyordu. Saat daha sekiz bile olmamıştı ki, telefon acı acı titredi. Bilinmeyen bir numara. Selim, kalbi küt küt atarak açtı:
— "Alo, Selim Bey? İlanınız için aradım. O mermi rengi araç için."
Adamın sesi pürüzlü, lakayt ve sanki bir araba değil de bir kilo domates alıyormuş gibi sıradandı. Selim doğruldu, sesi titreyerek:
— "Buyurun, evet... Araç bende."
— "Kardeş bak şimdi, piyasayı biliyoruz. Yazmışsın oraya 'evladım' gibidir falan ama bunlar hep edebiyat. Boyasız demişsin ama illaki bir yerde bir güneş yanığı, bir çizik vardır. Ben şimdi nakit getirsem, senin o istediğin rakamın 100 bin altına bu işi bağlar mıyız? Maksat ayağımız yerden kesilsin."
Selim’in beynine kan sıçradı sanki. "Ayağımız yerden kesilsin" mi? Bu araba Selim'in ayağını yerden kesmemiş, onu yerden göğe çıkarmıştı. Adamın "edebiyat" dediği şey, Selim’in altı yıllık hayat hikayesiydi. Ne kadar da dalga geçer gibi konuşuyordu.
— "Beyefendi," dedi Selim, sesi bu sefer titremiyordu, aksine çelik gibi sertleşmişti. "Siz ilanı tam okumadınız galiba. Orada ne yazıyor? -Hatasız- O arabanın kaportasına rüzgar bile benden izin alarak çarpıyor. İnanmayışınız yetmezmiş gibi bide siz fiyatı resmen öldürüyorsunuz."
— "Ya bırak bu işleri Selim Bey, alt tarafı sac yığını sonuçta. Yarın, öbür gün sanayiye düşer ve sen de yüzüne bakmazsın. Hadi veriyorum bir rakam, gel noter yapalım hemen."
Selim, pencereden aşağıya, otoparkta sessizce bekleyen mermisine baktı. Güneşin ilk ışıkları merminin üzerinde oynaşıyordu. Kararını vermişti. Statü, 5 serisi, başkalarının ne düşündüğü... Hepsi o an o telefonun ucundaki adamın kaba sesiyle birlikte yok olup gitti.
— "Kardeşim," dedi Selim, derin bir nefes alarak. "Sana bu arabayı değil o paraya, dünyanın bütün paralarını versen yine satmam. Çünkü sen bu arabaya sadece bir 'sac yığını' olarak bakıyorsun. Benim mermim, senin gibi birinin elinde kahrından çürür. Git kendine başka bir teneke bul."
Telefonu adamın suratına kapattı. Kalbindeki o ağır yükün bir anda hafiflediğini hissetti. Hemen ilan sitesine girdi ve "İlanı Yayından Kaldır" butonuna bastı. Gerekçe kısmına ise sadece şu üç kelimeyi yazdı.
"Oğlum benimle kalıyor."
Selim, mutfağa Leyla’nın yanına geçtiğinde yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
— "Ne oldu Selim? Çok mutlusun?" dedi Leyla şaşırarak.
— "Hiç," dedi Selim, çayından büyük bir yudum alarak. "Mermiyi yıkamaya gideceğiz de bugün. Pazar rutinimizi bozmayalım dedim.”
Selim, kahvaltısını bitirir bitirmez soluğu otoparkta, oğlunun yanında aldı. Elinde her zaman kullandığı, arabası için internetten özenle sipariş ettiği yumuşacık mikrofiber bezleri ve özel şampuanı vardı. Arabasının yanına vardığında, mermisi sabah güneşinin altında biraz sitemkar ama yine de asil duruyordu. Selim, sanki araba canlanacakmış gibi usulca yanına yaklaştı.
"Korkma," dedi fısıldayarak, "kimse seni bir yere götüremez artık." O gün temizlik her zamankinden uzun sürdü. Selim, sadece dışını değil, ruhunu da yıkıyordu sanki. Jantların en ince aralıklarını temizlerken, dün geceki o "5 serisi" hayalinin ne kadar boş olduğunu bir kez daha anladı. Statü dediği şey, kapı kolunu tuttuğunda hissettiği o aidiyet duygusunun yanında sönük kalıyordu. En sevdiği aşama olan iç temizliğe geçtiğinde, koltukların o meşhur kokusu onu yine mest etti. O koku, Selim için başarının, huzurun ve ilk aşkın kokusuydu. Torpidonun üzerindeki minik tozu nazikçe alırken, radyoyu açtı. Tesadüf bu ya, Selim ve Leyla'nın ilk tanıştığı gün radyoda çalan o şarkı denk geldi. Selim gülümsedi ve evet o an hissetmişti ki mermisi onu affetmişti.
Temizlik bittiğinde Selim bir adım geri çekilip eserine baktı. Araba öyle bir parlıyordu ki, güneş ışınları merminin üzerinden sekip otoparkın gri duvarlarını aydınlatıyordu. Artık o mermi sadece bir ulaşım aracı değil, Selim'in sadakat madalyasıydı.
Cebinden telefonunu çıkardı. İlan sitesinden gelen "İlanınız başarıyla kaldırılmıştır" bildirimini gördü. Hiç düşünmeden bildirimi sildi ve telefonun kilit ekranına mermisinin o pırıl pırıl yeni halini fotoğraf olarak koydu.
Eve çıkmadan önce merminin kapılarını kilitledi. O "klik" sesi, Selim’in kulaklarına en güzel melodi gibi geldi. Arkasını dönüp apartmana yürürken, omuzları artık daha dikti. Çünkü Selim biliyordu ki; statü satın alınabilirdi ama hatıralar ve bir "yol arkadaşı" ile kurulan o gizli bağ, işte o, paha biçilemezdi.