Kâğıtsızlar

Ruhumu Hapsettikleri Ölçek - Alime Büşra Hamzayev

Ruhumu Hapsettikleri Ölçek

Alime Büşra Hamzayev

Su içinde hissediyordum kendimi. Yatağım sırılsıklam olmuştu, farkındaydım. Fakat uyanamıyordum. Sayıklıyordum, bazı yerler vardır, içinde yaşarsın ama asla orada olmazsın.

---

Şehrin sabahları hep aynı saatte uyanmasından şüphelenmeliydim. Güneş, sanki bir yerden düğmeye basılıyormuş gibi binaların kenarından aynı açıyla süzülür, gölgeler her gün aynı kaldırımı seçerdi. İlk başlarda bunu düzen sanmıştım. İnsana güven veren, eşyayı yerli yerine oturtan bir alışkanlık gibiydi. Uzun zamandır bu garipliğin farkındaydım ama tek gerçek olan şey bu histi ve yalnızca bir hisle bir sonuca varılamazdı.

Her gün işe gidiyorum, işten eve dönüyorum. Son bir haftadır bu rutinden çıkmıyordum. Garip bir şekilde bir haftadır yürüdüğüm sokaklar asla bitmiyordu. Aynı bakkalın önünden günde üç kez geçebilir, yine de kendimi başka bir yerde sanabilirdim. Adımlarım mesafeyi değil, yön duygumu tüketiyordu. Bir gün eve dönerken fark etmiştim. Yol, olması gerekenden uzundu. Ertesi gün kısaldı. Üçüncü gün, tam kararındaydı. Sanki biri deneme yapıyordu. Ya da sürekli aynı yerlerden dolanıp duruyordum. Anlayamadım. Delirdiğimi falan düşündüm. Şehrin öbür ucuna gideceğim zaman otobüse binip aynı yerden tam dört kez geçtikten sonra artık inmem gerektiğini anladım. Sahiden bir gariplik vardı.

Evim üçüncü kattaydı. Eve geldim. Masanın üzerinde duran haritayla göz göze geldim, aldım elime. Katlanmış, kenarları yıpranmış bir şehir planı. Açtığımda burnuma eski kâğıdın o tozlu kokusu geldi. Şehrin kokusu gibi. Aşağı indim. Parktaki banklardan birine oturup haritaya baktım. Sonra başımı kaldırıp etrafıma. Sonra tekrar haritaya. Bir tuhaflık vardı. Bu harita şu an yaşadığım yerin haritasıydı. Ayağa kalktım, iki adım attım. Haritada da iki adım kadar ilerlemiş gibi hissettim. O gün bunu düşünmemeye karar verdim. İnsan bazı şeyleri düşünmeyerek de çözebileceğine inanır. Akşam eve döndüm, ışıkları yaktım, pencereyi açtım. Karşı binanın cephesi her zamanki gibiydi. Aynı balkon, aynı çiçek, aynı perdeler.

Ertesi gün bu garipliği çözmek için şehrin dışına çıkmak istedim. Otobüs durağına gittim. Otobüs geldi, bindim, yol aldık. Saatler geçti. Manzara değişmedi. Aynı benzin istasyonu, aynı viraj, aynı tabela. Şoföre bir şey sormak istedim ama ağzımı açtığımda cümlelerim küçüldü. Sanki fazla yer kaplamamaları gerekiyordu. Kelimelerim küçülerek elime döküldü. Otobüsten indim. Yürümeye başladım. Yol, beni nazikçe geri döndürdü. Eve vardığımda haritayı tekrar açtım. Bu kez dikkatle baktım. Şehrin kenarları vardı ama ötesi yoktu. Beyaz bir boşluk. Ne dağ, ne ova, ne deniz. Sadece bitmiş bir çizgi. Evim… Evin olduğu yer. Haritada evim bir bina olarak değil, küçük bir işaret olarak görünüyordu. Bir nokta. Noktanın tam üstünde duruyordum. İçimde tuhaf bir serinlik gezindi. Sanki olduğum yerden biraz oynasam, her şey kayacaktı.

Sonraki günlerde şehir bana daha itaatkâr görünmeye başladı. Işıklar ben fark etmeden yanıyor, yollar ben dönmeden kıvrılıyordu. İnsanlar bana çarpmamaya özen gösteriyor gibiydi. Sanki merkezdeydim. Ya da merkez, benim etrafımda çiziliyordu. Bir sabah aynaya baktım. Yüzüm tanıdıktı ama ölçülmüş gibiydi. Kaşlarım fazla yükselmiyor, gülüşüm taşmıyordu. Kendimi fazla büyütürsem, bir yerlerden taşacakmışım hissi vardı.

O gün cesaret edip haritaya bir şeyler yapmak istedim. Bu durumu çözmeliydim. Burada sadece zihnimde özgürdüm. Zihnimde konuşabiliyor, tartışabiliyordum. Kimseyle konuşamıyor, soru bile soramıyordum. Haritayı aldım. Ortasından biraz yırttım. O an yırtılan şey kâğıt değildi. Şehirden hışırtılı bir ses geldi. Pencereye koştum. Gördüğüm şeye göre bir gürültü kopmalıydı. Zira deprem olmuş gibi, parkın ortasında bir boşluk belirmişti. Bank yoktu. Ağaç yoktu. Haritada yırttığım yer kadar bir açıklık oluştu. İnsanlar o boşluğun etrafından dolaşıyor, kimse ortasına bakmıyordu. Daha doğrusu fark etmiyorlardı bile bir şey olduğunu. Burada tek gerçek şey bendim!

Haritayı masaya koydum. Bu kez katlamadım. Düz bıraktım. Şehri olduğu gibi gördüm. Küçük, sınırlı, düzenli. İçinde yaşanabilir ama içinde kaybolunamaz bir yer. Kapıyı açtım. Merdivenlerden indim. Sokağa çıktım. Bir adım attım. Haritada da bir adım attım. İkinci adımı atmadım. Durmayı seçtim. İki boyuttaydım ve iki boyutu da hisseden yalnızca bendim. İnsanlara yaklaştım ellerimi uzattım. Yüzlerine baktım. Donuk ve çizilmiş gibi. Haritanın içine gömülmüşüm, anladım. Haritayı cebime koydum. Yırtık yer hâlâ orada duruyor. O boşluk bana ait belki de çıkış kapımdır diyerek oraya doğru koştum. Koştukça yol, aynı yerden uzuyordu. Yürüyüş bandında boşa kürek çekiyordum sanki. Koştukça sinirlenmeye başladım ama ne yüz ifademi değiştirebiliyorum ne yoruluyorum herhangi bir his olmuyor. Ruhum o kadar dolmuştu ki bedenimden fırlayacak gibiydi. Hızla elimi cebime soktum, haritayı alıp yırtmaya başladım. Haritayı yırttıkça şehir titredi ama çatlamadı, bağırmadı, kızmadı… Yırtılan her parça, beni biraz daha sabitledi. Anladım. Elimde kalan son parçayı yere bıraktım. Koşmayı bıraktım. Şehir ilk kez benimle birlikte durdu. Belki çıkış yoktu ama artık nerede olduğumu biliyordum. Bu da bir özgürlüktü.