İrade Savaşı

Hacer Uyğur

“Adamın bir sigara keyfi var onu da bozmayalım, gel dışarıda oturalım.”

Duyduklarım yüzüme yayılan bir sırıtmaya yol açıyor. Aptallar. Başlarına geleceklerden haberleri yok.

“Tamam ama köşede bir yere geçelim. Son zamanlarda bir örgüt çıkmış ortaya, sigara içenleri görünce gizlice bir sprey sıkıyorlarmış. Öyle etkili bir spreymiş ki sıkılan kişi günler boyunca her şeyden tiksiniyormuş. Sonra da istese bile sigara içemiyormuş. Tiksinme başladığı an onu içtiği için.”

“İnanıyor musun Sude böyle aptal saptal şeylere?”

“Yahu daha geçen arkadaşım anlattı onun da bir arkadaşı yaşamış. Günlerce her şeye midesi kalkmış çocuğun. Şimdi sigara kelimesini duymaya bile dayanamıyormuş.”

Sude arkadaşlarına heyecanla anlatırken köşeye oturuyorlar, grubun tek keyfi sigara olan üyesi sanki yıllardır bu anı bekliyormuş gibi aceleci hareketlerle sigara paketini çıkarıyor. Hazza karşı kendine sahip olamayan, kendi zevki için arkadaşlarını bu soğukta dışarıda oturtan, az gelişmiş insan parçası. Öfkem damarlarımı zorluyor. Kendimi sakinleştirerek yanlarına yaklaşıyorum.

“Pardon, bir dal sigara verme imkanınız var mı? Paketi evde unutmuşum da. Biraz da zaman geçti başıma vurdu.” diyorum gülümseyerek. Adam anlayışlı bir gülümsemeyle paketi uzatıyor. Anlarsın tabii. Bağımlısın oğlum sen. Başta zor olacak ama teşekkür edeceksin bir gün. Acıyorum sana. İçimden diyorum bunları. Ama doğru. Acıyorum ona. Bir zamanlar ben de oradaydım çünkü. Başkasına bu zehri ikram etmenin kibarca olabileceğini düşündüğüm, sigaraya ulaşamadığımda yaşadığım acının diğerlerinde de olmasını bir yakınlık gibi görebildiğim zamanlar olmuştu. Sonra kendimi kandırdığımı fark ettim. Zararsız bir keyif gibi görünse de hem bana hem çevreme sonsuz zararı vardı yaptığımın. Her şeyden kötüsü irademi elimden alıyordu. Artık buna izin vermeyecektim. Sadece kendi irademin değil başkalarının iradesinin alınmasına karşı da savaşmaya karar verdim. Bu yüzden sigara bıraktırma örgütüne katıldım.

Sigarayı alıyorum. İki parmağımla bir dal sigarayı alırken avucumun içinde sakladığım küçük spreyi pakete sıkıyorum. Sihirbazlık gibi. Kimse fark etmiyor. Başımla selam verip uzaklaşacakken adam bana sesleniyor. “Hey” diyor. “Çakmağın var mı?” Kendisi için mi soruyor yoksa kendi çakmağını mı teklif ediyor anlamıyorum. Riske atmamak için numara yapıyorum. “Ahaha kafam gitti iyice. Sigarasızlıktan işte.” Fazla mı oldu acaba? Yüzlerine bakıyorum ama herhangi bir şüphe emaresi göremiyorum. Neyden şüphelenecekler ki? Sigara bıraktırmak için çalışan bir örgüte çalıştığımdan mı? Kendi kendime gülerken sanki az önce yaşanan kafa karışıklığından dolayı eğleniyormuş gibi bir tavır takınıyorum. Sigarayı aldığım adam gülümsüyor. “Otursanıza bizimle” diyor. Ne münasebet?

Oturuyorum. Aslında oturmamam gerektiğini biliyorum. Örgüte rapor yazmam lazım. Daha önemlisi tiksinme anında orada olmam riskli. Uzun süre iletişim kurduğumda yüzümü de hatırlayabilirler. Ama bu aşamayı hiç görmemek canımı sıkıyor. Hem onlarla beraber ben de tiksinmiş gibi rol yapabilirim. Ayrıca uzaklaşmaya çalışmak daha fazla şüphe çekebilir. Ya da sadece canım oturmak istiyor. Ben oturunca hızlıca tanışıp selamlaşıyoruz. Sigarayı veren çocuk çakmağı bana uzatınca mecburen sigarayı dudaklarımın arasına koyup ona doğru eğiliyorum. Önce benimkini sonra kendisininkini yakıyor. Dumanın ciğerlerime inmemesine özen göstererek bir soluk alıyorum. Uzun zamandır içmemiş olduğum için olsa gerek duman bende hoş bir his bırakıyor. Bir nefes, bir nefes daha derken fark etmeden ciğerlerime inen dumanı hissediyorum. Bunun olmasına nasıl izin verdim? Benim yüzüm şaşkın bir hal alırken karşımdakilerin gülümsemeye başladığını görüyorum. Sigarayı uzatan adam paketi yaklaştırıp “Bir tane daha alır mısın?” diyor. Ellerim otomatik olarak pakete uzanıyor. Gruptan bir kahkaha kopuyor. “Ne oluyor?” diyorum. “Neden duramıyorum?” Paketli adam sırıtmasını bozmadan sigaramı yakıyor.

“Nasıl yani?” diyor, “Koskoca sigara bıraktırma örgütünde bir kereden bir şey olmaz dememeyi öğretmediler mi sana?”