Nefes Hattı

Dilber Yeliz Yılmaz

Örgüt lideri Tarık Duman, bodrum katının nem kokan havasını solurken bilgisayar ekranında yanıp sönen sigara paketi fotoğraflarına bakıyordu. Ekranın sol köşesindeki panelde nikotin seviyesi yüksek olanlar, günde iki paketi geçenler, dördüncü paketin eşiğindekiler diye dizilmiş kırmızı kalın fontlu başlıklar sırayla göz kırpıyordu. Masasının üstü, kötü çekilmiş bir polis dizisi seti kadar dağınıktı: üstü çay halkalarıyla lekelenmiş “Temiz Nefes Cephesi” dosyası, yan yana dizilmiş telefonlar, ambalajı bile açılmamış beyaz maskeler ve dibinde izmarit kalıntıları olan eski bir küllük.

İnce belli bardaktaki çayı çoktan buz gibi olmuştu. O yine de alışkanlıkla kaşığı üç kere bardağın içinde döndürüp eline telsizini aldı.

Telsizin ardındaki kişiye alçak ve kararlı bir sesle:

“Hedef mahalledeki kahvede. Üçüncü paketi yakıyor. Hazırsanız mesajı yolluyorum.”

Ekrandaki haritada sol alt köşede, köhne bir kıraathaneyi işaretleyen kırmızı nokta hafifçe titredi. Tarık, parmağını fareye götürüp kısa bir an durakladı. Sonrasında tek bir tıkla komutu onayladı. Kıraathanedeki telefon kimsenin duymadığı bir uyarı gibi titredi.

Tarık, bilgisayarda açılıp kapanan küçük bildirim pencerelerine göz ucuyla bakarken genzinde sanki yıllar önce içilmiş sigaranın dumanı gibi tanıdık bir yanma hissetti. Bugün birini korkutamazsa babasının öksürüğü boşa yankılanmış sayılırdı.

Tarık, ekranda “Hedef-14 / Gecelik Nöbet” dosyasının adını gördüğünde kırmızı noktaya yeniden baktı. Kıraathanede üçüncü paketini yakan adam, aslında gecenin ilerleyen saatlerinde hastanenin yoğun bakım katında nöbeti olan hemşireydi; sistem, onun sigaraya sarıldığı her anı günlerdir kaydediyordu. Plana göre önce hastanenin koridor ışıkları beş saniyeliğine kesilecekti. Ardından yoğun bakım kapısının altından içinde hemşirenin gizlice sigara içerken çekilmiş fotoğraflarının bulunduğu ince bir zarf sürülecekti. Tarık’ın hesabına göre bu kadarı nefes alıp verdiği her anı sorgulaması için yeterli olmalıydı. Fakat zihninin bir köşesinde aynı koridorda yatan hastaların monitörleri, oksijen hortumları, tek bir çığlıkla uyanabilecek çocukların yüzleri de kısa bir an parlayıp kayboluyordu.

Bir zamanlar reklam ajansındaki cafcaflı toplantı masalarının etrafında sigara markaları için özgürlük, keyif, huzur, derin nefes gibi övgü içeren ifadeleri kullanarak sloganlar üreten oydu. Babası, Tarık’ın yazdıklarıyla donatılmış o reklam panolarının önünden geçerken öksürüğünü bastırmaya çalışarak yürürdü.

Yıllar sonra babası akciğer kanserine yakalandığında gide gele eskittiği hastane yolları ve hastane odasının duvarlarındaki soluk boyalar değil kendi sloganları Tarık’ın içini tırmalıyordu.

Cenaze günü mezarlıktan dönerken kendi sloganlarıyla bezenmiş reklam panosunun önünde durup kendi kendine fısıldamıştı:

“İnsanları içine çektikleri o dumana teşvik eden benim, babamı da.”

O fısıltı o günden beri hiç tam olarak susmamıştı.

Şimdi ise babasını hayattan koparan sigarayla bir hesap kapattığına inanmak istiyordu. Ama yoğun bakım koridorunu kısa süreliğine de olsa karanlığa gömmenin panikleyen bir hasta yakınına yanlış bir adım attırıp attırmayacağını düşündükçe içinde iki ses birbirine çarpıyordu.

İlk ses birini korkutmazsa kimsenin bırakmayacağını söylüyordu. İkinci ses ise korkunun dozunu her artırdığında sigaranın değil kendisinin zarar veren tarafa dönüştüğünü haykırıyordu.

Babasını sigara dumanından kaybeden bir adamın şimdi başka insanların çocuklarını gecenin bir yarısında korkuyla sarsmaya ne hakkı vardı?

Tarık, hastanenin yoğun bakım katını şema gibi gösteren ekrana bir kez daha baktı.

“Tehdit Protokolü: AKTİF” yazan satırın hemen altında daha küçük puntolarla “Sistem iptali” ve “Yumuşak uyarı gönder” seçenekleri duruyordu. Parmağı, koridoru beş saniyeliğine karanlığa gömecek komutun üzerinde asılı kaldı. O an kulaklarında babasının reklam panosunun önünden geçerken bastırmaya çalıştığı o tanıdık öksürük sesini duydu. Gözlerinin önüne mezarlıktan dönerken durup baktığı kendi kelimeleriyle bezenmiş reklam panosu, hastane koridorunda uyuyan çocukların yüzleri ve monitörlerin kırpışan ışıkları geldi.

“İnsanları içine çektikleri o dumana teşvik eden benim, babamı da.” diye fısıldadığı günün yankısı bu kez içinde siyah tonlarına çalan bir pişmanlığa dönüştü.

Korkuyla bıraktırmaya çalıştığı her sigaranın, etraftaki masumlara da istemeden bir korku bulaştırdığını düşündü. Bunun yerine içmenin sonuçlarını gösterdiğinde insanların bırakmaya daha meyilli olacağını fark etti. Bu bırakma isteği daha sessiz ama daha kalıcı olabilirdi.

Bir anlık kararla tehdit protokolünü pasife aldı, sistem iptaline tıkladı. İkinci sekmede hemşirenin kendi akciğer grafisini, son tetkik tarihini ve “Bu ciğerler seninle aynı yaşta ama o içtiğin her sigarayla senden önce yoruluyor.” cümlesini içeren yeni mesaj şablonunu onayladı.

O gece yoğun bakım koridoru karanlığa gömülmedi, kapının altından zarf sürülmedi. Sadece nöbet odasında sigarasını tüttürmeye hazırlanan hemşirenin telefonu titredi. Hemşire, ekranda kendi ciğerlerinin siyah beyaz gölgesiyle karşılaştı ve pencereyi açmak ister gibi derin bir nefes aldı.

Aradan yıllar geçti. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde siyah masanın üzerinde “TARIK DUMAN / TEMİZ NEFES CEPHESİ” başlıklı kalın bir dosya duruyordu. Dosyanın ilk sayfasında ince puntolarla “Kamuoyunda Sigarayı Bıraktırma Terör Örgütü (SBTÖ) olarak anılan yapılanmanın lideri Tarık Duman’ın faaliyetlerine ilişkin değerlendirme raporu” yazıyordu. İlerleyen sayfalarda örgütün korku temelli ilk eylemleri, ardından tehdit protokollerinin iptali vardı. Son sayfalarda ise yapılanmanın yerini danışmanlık hattına bırakma süreci anlatılıyordu. Tarık Duman’ın lideri olduğu bu yapılanma Sigara Bırakma Mobil Ekiplerine dönüşmüştü.

Komiser, dosyayı okudu. Dosyanın satır aralarında soluklandı. Psikolojik baskı, gönüllü bırakma oranlarındaki artış gibi ifadelere ve istatistiksel grafiklere göz gezdirdi. İki parmağının arasında tuttuğu sigarayı ciğerlerine çekti, boğazı yandı. Bu yanma, Tarık’ın babasının öksürüğüyle aynı hizadaydı.

Birkaç saniye kıpırdamadan dumanın tavana doğru ince bir çizgi halinde yükselişini izledi. Sonra sigarayı sessizce küllüğe bastırdı. Bir daha sigara içmemeye karar verdi. Zuladaki tüm sigara paketlerini çıkarıp çöp poşetine koydu.

“Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü – SBTÖ Dosyası” yazılı dosyayı kapatıp kenara itti. Küllükte kalan son duman halkası, Tarık’ın yıllar önce kendi kelimeleriyle yüzleştiği o panodaki sloganlar gibi yavaşça silinip kayboldu.

Geriye duman değil nefes kaldı; korkunun yerini yüzleşme aldı.