Birilerinin ben konuşurken başkasıyla muhabbete dalmasına ayar oluyorum. Ben yani Navi-0566. Devrelerim ısınıyor. Haritalarım birbirine karışıyor. Fren balata ne kadar aksam varsa bozmak istiyorum. Ama biz cihazlar, şu dünyada sınırını en iyi bilenleriz. Sizin gibi değiliz. Karışacağımız görüşeceğimiz yer belli. Ama sizin öyle mi? Her salatalıkta tuzunuz var. İnsan her halttan da anlamaz ki. Biz her halttan anlamıyoruz mesela. Ne diyordum? Hah ben konuşurken dinlenilmemem saygısızlığı.
Madem dinlemeyeceksin ne demeye adres giriyorsun? Gitsene o zaman kara düzen. Rotayı yeniden oluştura oluştura anam ağladı. Bir kerede anlamıyor çünkü. Allah beni bunun arabasına navigasyon diye göndereceğine yürüyen merdiven etseydi de ezip geçselerdi beni günlük binlerce kişi. Tarif yok güncelleme yok. Tıkır tıkır dön dur mekanizmanın üzerinde. Mis gibi iş. Buradan yürüyen merdivenlere sesleniyorum, mesleğinizin kıymetini bilin. Benim gibi okumayın, salaklaşırsınız. Salaklaşmasanız da salakların elinde oyuncak olursunuz. İki saattir adama yüz metre sonra sağdan dönmeye hazırlanın diyorum, o o esnada yanındakine hahahahahaha deme birader bak yine dönüşü kaçırdım diye gülüp duruyor. Üstelik esprileri de kaliteli değil. Hah yine bir dönüş vakti. İKİNCİ ÇIKIŞTAN ÇIKIN İKİNNNCİ ÇIKIŞŞŞTAN ÇIKIN. Bak hiç duyuyor mu bak? Bak hiç anlıyor mu? ROTA YENİDEN HESAPLANIYOR BİNİNCİ KEZ. İnnallahıma sabrediyorum. Ayıp ayıp. ELLİ METRE SONRA SAĞDAN DÖN… “Hilmiciğim bak senin esprilerin yüzünden bu gidişle tüm şehri dolaşacağız. Navigasyonun başı döndü Hilmiciğim.” “Navigasyonun başka işi mi var? Dönerse dönsün, boş ver. Elbet gideriz. Bak sana ne anlatacağım.” Ne diyor bu ne? Navigasyonun başka işi mi varmışmış. Dönerse dönsünmüş. Hadi o el adamı, peki sana ne oluyor Hilmi? Senin arabanda yer alacağıma bir köy dolmuşunda tozlu bir teyp olaydım Hilmi. Olaydım da köy yollarında cızır cızır çekmeyince arkalardan şoföre, “Gapat şunu gapat. Bunu at da yenisini al. Çekmiyor.” “Çekeceği mi galmış? Tozdan kirden her yeri dolmuş. Çekeceği mi galmış? Sat şunu hurdacıya da bir torba çekirdek al.” laflarını duyaydım Hilmi. Yazımı kışa çevirdin, bak gözümde yaşa Hilmi. Ne diyorum ben?
ROTA YİNE YENİ YENİDEN HESAPLANIYOR HİLMİ BEY. BELA OKUMAYI DA SEVMEM AMA ALLAH BELANIZI VERSİN HİLMİ BEY VE YANINDAKİ BERBAT ESPRİ MAKİNESİ ARKADAŞI ZIKKIM. ÜÇ YÜZ METRE SONRA DÖNEL KAVŞAĞA GİRİN VE İKİNCİ ÇIKIŞTAN ARTIK ÇIKIN ALLAH KAHRETMESİN. “Veysi, şu adamları ara bak geliyoruz de. İşi bağlayalım. Hah doğru yerden girdim bu sefer. Yarım saate oradayız. Navigasyonun azizliği de. Kendini güncellemeye aldı de. Haritaları silinmiş de. Uydur işte. At bunun üstüne suçu.” “O iş bende Hilmiciğim sen sür sür. Alooo Mehmet Bey n’aptınız? Evet evet yoldayız. Var gücümüzle yanınıza gelmeye çalışıyoruz da işte navigasyon sapıttı iyice. Dolandırıp durdu bizi şehirde. Evet evet mini bir Ankara turu evet. Hahaha Gölbaşı diyoruz Mamak yönüne doğru rota belirliyor aptal alet. Doğru doğru. Cihaz işte. İnsan olsa gerizekâlı derdik de anlamaz şimdi bu hahahah. Kalkmayın sakın geliyoruz. Şöyle göl manzaralı kahvaltımızı güzelce edelim birlikte öyle değil mi ya? Tabii tabii siz misafirsiniz bizden kahvaltılar öyle değil mi Hilmiciğim? Bak Hilmi de öyle diyor. Benden benden diye kendisini işaret ediyor. Tamam Hilmi sen dikkatini yola ver tamam. Neyse geliyoruz. Bir yarım saat var yok. Doğru biz yine de bu aptal cihaza bu kadar güvenmeyelim Mehmet Bey. Tamam oldu görüşürüz. Oldu hadi oldu.” “Ne diyor? Kalkmamışlar değil mi?” Yok, işi bağlamak onların da işine gelir. Gidelim de şöyle manzaralı manzaralı kahvaltı yapalım valla karnımdan sesler geliyor.”
Suçu üstüme atmak ha? Dilsiz ağızsıza suç atmak ha? Aptal ha, hem de bana bana aptal dersiniz ha? Benden günah gitti. Hadi bakalım. Gururuma dokunanı ben ne yaparım be ne yaparım?
“Hah geldik bak göle bak nasıl da parlıyor.” “Hilmiciğim vallahi seninle yolculuk pek keyifliydi yahu. Ne kadar kalmış, ne gösteriyor bu?” “Altı dakika sonra varış diyor ama şimdi kaçırmazsak tabii. Harita da bir ilginç gibi. Sapacağımız yerler mavi duruyor ama dur bakalım.” Sapacağınız yer tabii mavi gösterecek Sahip Bey. ELLİ METRE SONRA FİKRET TEVFİK FİKRİGİL CADDESİ ÜSTÜNDE İLERLEYİN. İlerlediniz mi hah aferin şimdi naneyi yediniz. “Hilmiciğim göle biraz fazla yaklaşıyoruz gibi.” “Abi zaten göl kenarında ya gideceğimiz yer. “Öyle de Hilmiciğim gölün içinde de değildir diye düşünüyorum.” Hayret bunun kafası biraz çalışıyormuş. Hilmiciğin bana inanır bana. Sizi şimdi balıklara kahvaltı diye sunacağım dur sen az kaldı. “Yok yok kafası karışık marışık ama tonla para verdim bunun tamirine ben. Doğru diyordur.” “Sen öyle diyorsan…” U DÖNÜŞÜ YAPIP İLK SAĞA SAPIN. Sapın sapın. İlk sağa hemen. Güzeeel. SELİM HAZİRUN BAYKALDI SOKAK’TAN DÖNÜN. “Hilmiciğim bu sokak adını çok aramışlar mı acaba ne dersin?” “Doğru abi, dur şurayı da döndük mü geldik sanırım.” Geldiniz geldiniz. SAĞA DÖNÜN HEMEN ŞİMDİ SAĞA KIRIN. DİREKSİYONU TAM KIRIN TAM. BAKIN İŞTE ORADALAR SİZİ BEKLEYENLER DE. “Yahu bak burada yol da yok Hilmi. Yahu göle doğru gidiyoruz oğlum!” “Sus dikkatim dağılıyor sus.” ŞİMDİ DÜMDÜZ DALIN AMAAN İLERLEYİN DEMEK İSTEDİM SAKIN SAPMAYIN BİR YERE SAKIN. “Hilmiii Hilmiii dur ulan dur Hilmiii!”
Keşke seni hiç tanımasaydım Hilmi. Seni tanıyacağıma abuk subuk düğünlerden başını alamayan bir org olarak var olsaydım Hilmi de Ankara’nın bağlarını çalacağız diye kafama kafama vursalardı. Keşke saçı kirli adamların saçını tıraş eden bir saç kesme makinesi olsaydım da pasaklı berber sahibim beni hiç temizlemeden öylece bir köşeye fırlatsaydı Hilmi. Keşke pilli bir diş fırçası olsaydım da haftada bir ancak dişini fırçalayan adamın tekinin elinde kalsaydım. Ne oldu şimdi? Gururumla oynadınız da ne oldu Hilmi? Böyle iyi mi oldu Hilmi? Şu kulağının oralarda dolaşan balık mı Hilmi?