Üçüncü Çıkıştan Çıkın

Hacer Çiftçi

Gönül yıllardır hayalini kurduğu arabasına, kocasının çok istememesine rağmen kavuştu. Babası artık yaşlandığı için her işine koşturan kızına, sıfır alıp garajda eskittiği arabasını hediye etti. Böylece ondan bir şey isteyeceği zaman daha cesur davranabilecek, Gönül de tramvaydı otobüstü yorulmayacaktı. Araba evin bahçesine geldiğinde toz içindeydi. O yüzden önce sokağın başındaki yıkamacıya götürüp temizletti. Arabanın rengi kendine gelmiş, içi birikmiş tozdan arınmıştı. Şoför koltuğuna oturup arkasına yaslandı. Babasının arabayı aldığı günü hatırladı. Emekli ikramiyesini almış, eski arabasını satmış ve yeni bir araba almıştı. Önceleri sık sık kullandığı arabayı emekli maaşının kıtlığı nedeniyle garaja terk etmiş, yürümenin sağlığına iyi geldiğini bahane ederek her yere yürüyerek gidip gelmeye, 65 yaş üstüne verilen bedava otobüs biletlerini de sonuna kadar kullanmaya başlamıştı. Arabayı bazen ayda bir bile kullanmıyordu. Şimdi 85 yaşındaydı ve şoför koltuğuna oturacak sağlığı da kalmamıştı. Gönül’e niyetini söylediğinde Gönül, içten içe sevinç çığlıkları atmış dışından da “Olmaz öyle parasını ödemeden vallahi almam.” diye nazlanmıştı. Zavallı babası, Gönül’ün bu gönül tokluğuna pek bir sevinmiş, ona koyduğu ismin ne kadar yerinde bir karar olduğunu geçirmişti aklından.

Şoför koltuğuna geçtikten sonra önce bir arkasına yaslandı Gönül. Arabayı baştan aşağı süzdü. Bu temiz haliyle arabanın kendisine daha çok yakıştığını düşündü. Sonra arkadaşını arayıp buluşacakları kafenin adını netleştirdi. Kafeye girerken nasıl da gururlanacağını düşünüp keyiflendi. Daha önce defalarca gittiği kafeye doğru yola çıktı. Araba kullanmayı biliyordu ama hiç tek başına yola çıkmamıştı o yüzden arada bir arkadaki arabaların kornalı tacizine maruz kalıyordu. Keşke arka cama “acemi şoför” falan yazsaydım belki anlayışlı davranırlardı diye düşünerek direksiyonu sola çevirdi. Şu yolun sonunda bu yolun başında diye diye ilerleyip bilmediği bir sokağa daldı. Hep sağ koltukta yolculuk yaptığından direksiyonun başına geçince bildiği yolları karıştırmış, çok uzakta olmamasına rağmen ilk defa gördüğü bu sokağı tanımıyor olmasına şaşırmıştı. Çaresizce kaldırıma doğru yaklaşıp durdu. Telefonu eline alıp gitmek istediği kafenin adını yazdı. Neyse ki navigasyon denilen şu zımbırtı vardı da ben yolu bulamadım diye kimseyi aramak zorunda kalmayacaktı. Telefonun şarjının az olması biraz canını sıktı ama buluşacakları yere çok uzak olmadığından şarjın yeteceğini düşündü. “Limon Kafe işletmesi hedefi için yola çıkılıyor.” Bir rahatlama hissetti. “Kuzeydoğu istikametinde devam edin, sonra sağa dönün.” Yeni gerilim başladı. Kuzeydoğu istikametini bilsem sana sorar mıyım acaba!” diye söylenip haritaya baktı. Yani aslında düz gitmesi gerekiyordu. Haritayı biraz inceleyip ileriden sola dönmesi gerektiğini gördü. Acaba sağ mı sol mu diye emin olmak için tekrar baktı. Hem haritaya bakıp hem yolu takip etmesi çok zordu, o yüzden sesi iyice açıp “Bismillah.” deyip arabayı çalıştırdı. Doğru bir şekilde sola dönmüştü; harita ileriden tekrar sola dönmesi gerektiğini gösteriyordu fakat uzun bir yol boyunca sola dönüş yoktu. Navigasyondaki kadın “Sola dönün.” dedi. Dönemeyip ilerledi. “700 metre sonra u dönüşü yapın.” U dönüşü yapacak bir kavşak olmadığından devam etti. “Yeni rota oluşturuluyor.” Yavaşlayıp yeni rotanın oluşturulmasını bekledi. Yeni rotaya göre 100 metre sonra sağa dönmesi gerekiyordu. Yavaşça ilerledi ve çok şükür ki sağa dönen bir yol gördü. Sağa dönüp devam etti. “500 metre sonra üçüncü çıkıştan çıkın.” Ne? Üçüncü çıkış da neydi? Tekrar iyice yavaşlayıp haritaya baktı, sola dönmesi gerekiyordu yani. “Eee, sola dön desene mübarek!” diye söylendi yine. Neyse ki yol tenhaydı da Gönül’ün yavaşlamaları, sinyalsiz şerit değiştirmeleri, olmadık yerde durup dönüş aramaları çok sıkıntı olmuyordu. Üçüncü çıkıştan çıkıp dümdüz devam etti. Öyle buyurmuştu navigasyon hazretleri.

Hepi topu yirmi beş dakikalık yola çıkmıştı ama sadece üçüncü çıkıştan çıktıktan sonra yirmi beş dakikadır dümdüz devam ediyordu. Arabayı sadece yol çizgilerine bakarak kullandığı için etrafına çok bakmamıştı. Başını kaldırıp da yolu şöyle bir gözleyince hiç tanımadığı bir yerde olduğunu, dahası etrafta hiç ev kalmadığını fark etti. Vücudu ısındı birden. Arabayı sağa çekip durdu. Navigasyona yanlış yer yazıp yazmadığını kontrol etti. Doğruydu. Adrese baktı o da doğru, kafenin konumunu büyütüp etrafına baktı. Her şey yerli yerindeydi ama o hiç bilmediği bir yoldaydı ve işte şarjı da artık bitiyordu. Aynaya baktı, gözleri kızarmıştı. Torpidoyu açıp telefonu şarj edecek bir kablo aradı ama bulamadı. İleride, uzakta bir yerde bir benzinlik gördü. İnşallah serap görmüyorumdur diyerek ilerledi. Benzinlikten bir kahve aldı. Benzin deposunu doldurup bir de kablo alarak çıktı. Kablonun bir ucunu telefona diğer ucunu arabadaki girişe taktı. Şarj olmaya başladığını görünce tekrar navigasyonu açtı çünkü küçüklüğünden beri kaybolmak gibi bir huyu vardı, kendi yol hafızasına güvenemiyordu. Navigasyonun bile yol bilmeyenine denk geldiğini düşünüp sinirden güldü.

Hem telefona bakıp hem de yolu kontrol etmeye çalışmak Gönül’ü hayli yormuştu. Bu yorgunluğa bir de başına bir şeyler gelme ihtimalinin korkusu eklendi. “Sağa dönün.” Denileni yaptı ve ilerde evler gördü. “İşte bu!” dedi içinden. Yolu da tanımıştı artık. Etrafta küçük bağ evleri görüyor ve bu yolu ne zaman kullandıklarını hatırlamasa da evlerin bazılarını detaylıca anımsıyordu. Sevinerek ilerleyip kendisine dikte edilen her şeyi yaptı. Son dönüşünde çıkmaz bir sokağa girdi. Yol o kadar dardı ki arabayı çevirecek kadar becerikli olmayışına kızdı. Minik manevralarla, uzun bir uğraştan sonra geldiği yöne dönebildi. Arabanın arkasına asılan çocukları görünce buranın bir çingene sokağı olduğunun farkına vardı. Çocuklardan ikisi ellerini cama dayamış para istiyordu fakat Gönül camı açmaya cesaret edemedi. Arkadaki çocukların da hiç bırakası yoktu. Diğer cama da başka bir çocuk gelmiş, pis pis gülerek camı yalıyordu. Küçücük çocuklardan korktuğuna mı yansın Gönül, etrafta yardım isteyecek kimse görememesine mi? hem kimden yardım isteyecekti? Çocuklar böyleyse anne babası nasıldı kim bilir? Camdaki çocuklar sıkılıp uzaklaşınca arkadakilerin bırakmasını umarak yavaşça hareket etti. Arabanın hareket etmesiyle cırtlak sesli bir kadın sesi duyuldu. “Sola dönün.” “Hay solun batsın senin!” diye söylendi ağlak bir sesle. Geldiği yöne doğru ilerleyip çocuklardan kurtulunca hızlandı. En başa dönmek üzere, geçtiği yerleri hatırlamaya çalışarak ilerledi. Fakat yine bilmediği bir yerlerdeydi ve navigasyon da “U dönüşü yapın!” diye cırlayıp duruyordu. Çaresizce söyleneni yaptı. Ne kendine ne de navigasyona güveniyordu artık ama ille de bir şekilde navigasyonun onu doğru yola götüreceğini umarak, ondan gelen komutlara kulak veriyordu. Arada bir arkadaşları arıyordu ama kayboldum dememek için her defasında cevapsız bırakıyordu bu aramaları. Yine tanıdığı veya tanıdığını umduğu bir yola girmişti. Yol kenarındaki tabelalar da tanıdık gelmeye başlayınca hızını artırdı. “200 metre sonra sağa dönün.” dedi navigasyondaki kadın, o da döndü. Dönmesiyle birlikte gürültülü bir sarsıntıyla sarsıldı. Yokuş diye gördüğü yolun bir merdiven olduğunu fark edemedi bile. Ayağını gazdan çekti ama freni bulamadı. Kendisine çok uzun gelen bir sarsılmadan sonra araba kendiliğinden durdu. Ön taraftan dumanlar çıkıyor, arabadan çatır çutur sesler geliyordu. İnsanlar kendine doğru koşmaya başladı. biri arabanın kapısını zorlayıp açtı ve Gönül’ü kolundan tutup dışarı çekti. Camdaki kadınlar kaza oldu diye bağırarak birbirine haber veriyor, çocuklar büyük bir olaya şahit olmanın sevinciyle çığlıklar atarak “Nani nani naniii!” diye bağırarak arabaya doğru koşuyordu. Adamlardan biri çocukları arabadan uzaklaştırdı. Gönül’ü de sürükleyerek bir kapının eşiğine getirdi. “İyi misin abla, bir yerinde bir şey var mı?” diye sordu korku ve cesaret karışmış bir sesle. İyi olduğunu söyleyip ağlamaya başladı Gönül. Arabadan telefonunu getirdiler eşini aradı. Eşi telefonu kapatmadan yola çıkmıştı bile “Konum at hemen geliyorum.” dedi. Konumu attı ama navigasyona güvenmediğinden yanındaki adamdan adresi de istedi. Kırk beş dakika sonra eşi geldi. O sırada polis, sağlık ekipleri, mahallenin meraklı kadınlarıyla çocukları ve yardım etmek üzere koşan adamlar etrafında birikmişti. Bir kadın su getirmiş eşi gelene kadar da yanından ayrılmamıştı. Gönül her şeyi kabullenip sakinleşince gelen sesleri duyup anlamlandırmaya başladı. Biri polise dert yanıyordu. Ayda en az iki defa burada böyle kaza olduğunu bir çok yere başvurdukları halde sorunun çözülmediğini, çocuklarının başına bir şey gelmesinden korktuklarını anlatıyordu. Diğeri yanındakine eğilmiş “Kadın şoför abi, refleksleri bizim kadar gelişmemiş yoksa buraya kadar iner miydi? Herkes merdivenin başında kalıyordu, bu ortasına kadar geldi.” diyerek Gönül’ün şoförlüğünü küçümsüyordu. İki kişi sigara içerek aralarında konuşuyorlardı fakat ne dedikleri duyulmuyordu. En çok çekirdek çitleyenlere sinir olmuştu Gönül ama kazanın verdiği mahcubiyetle kimseye bir şey söyleyemiyordu. Eşine sarılıp kalabalığın da verdiği cesaretle ağlamaya devam etti. Polis tutanakları tutup imzalatmak için yanlarına gelince Gönül, kullandığı telefon şirketinden ve navigasyondan şikayetçi olduğunu söyledi. Sinirle gülümsedi eşi. Çağırdıkları çekicinin gelmesini beklerken polis, ambulans ve etrafta birikenlerin çoğu dağılmıştı. Yalnızca birkaç işsiz arabanın çekiciye yüklenmesini de izlemek üzere beklemeye devam ediyordu. Arada bir kocasıyla sohbet ediyorlar, laf arasında en çok kazayı kadınların yaptığından, erkeklerin yaptığı kazaların çoğuna da kadın şoförlerin sebep olduğundan dert yanıyorlardı.

Çekici gelip arabayı aldıktan sonra kendileri de eşinin arabasına bindiler. Gönül makam koltuğu olan sağ koltuğa yerleşti. İçini çeke çeke nefes alıyor mahcubiyetinden kocasına hiç bakmıyordu. Eşi arabayı çalıştırdı, yavaşça hareket ettirdi. Arabanın hareket etmesiyle cırtlak bir ses bağırdı. “Üçüncü çıkıştan çıkın.”