Bu iyi olamayan bir şeyin, kötülüğü karakter edinmiş bir nesnenin hikayesi.Ne yapsa etse iyi olamıyordu. İyilik yapamıyordu, kimseye iyiliği dokunmuyordu. Aslında kendisi de muzdaripti bu durumdan ama olmuyordu işte. Cinsiyeti, yaşlısı, genci hiç fark etmiyordu. Kim kendisine bir şey danışsa olmadık şeyler söylüyordu. Hatta istenilenin aksi yönde bir rota çiziyordu herkese.
Ona sağa mı döneceğim diye sorulsa mesela “Evet, sağa.” demek istiyordu. Ama kötülüğü kendisinden bağımsız hareket ettiği için -sola- çıkıyordu ağzından. İyi olmak istese de artık vazgeçmişti. Olmuyorsa, olduramıyorsa zorlamanın anlamı yoktu. Yoluna bakacaktı. Ne de olsa kötü olarak biliniyordu artık, başkaları dikkat etsinler artık ben böyleyim diye kendini tatmin ediyordu.
Yıllarca ülkesinin başka bir kentinde yaşayan biri olarak yeni görev yeri için gün sayıyordu Serap. Göreve başlamadan eksik olduğunu düşündüğü son şeyi de gerçekleştirmiş ve bir ehliyet kursuna yazılmıştı. Eğitimlerine hiç aksatmadan katılmıştı. En son da sürüş derslerine katılması gerekiyordu. Hem işi için şehir değiştirmesine çok az bir zaman kalmıştı. Sürüş derslerine de katılıp başarabilirse arabasına atlayıp gitmek istiyordu. Bir süre ekmeğini kazanacağı memlekete gideceği zaman yaklaşıyordu. Nihayet bu bekledikleri her şey tam da aklına koyduğu gibi yaşandı. Ve sınavını geçip arabasına götüreceği eşyaları yerleştirme zamanı bile geldi. Ailesinde inanılmaz bir heyecan vardı. Nerdeyse evdeki her şeyin gideceği yer de kızına lazım olacağı düşüncesiyle koymak istiyordu annesi. Babası da bir yandan genelde güvenliğini düşündüğü şeyleri paketliyordu. Teknoloji meraklısı kardeşi de ablasına duyuruyordu. Abla sana aldığım aparatı arabana yerleştireyim de navigasyon kullanacağın zaman rahat edersin, diyordu. Ev ahalisi bu şekilde uğurluyordu kızlarını. Serap yola düşünce navigasyonu da çalıştırınca dedi ki kendi kendine aslında yalnız değilim. Sesiyle yanımda işte bu navigasyon diye düşünüyordu.
Serap, otobana vardığında hissettiği rahatlamayla derin bir nefes aldı. Navigasyonun çatlak ekranından gelen o çaresiz homurtular ona "Demek ki doğru yoldayım," diye düşündürüyordu. Otobanın kenarındaki ilk benzin istasyonuna yanaştı, deposunu doldurdu ve karnını doyurdu. Tuvalet molasından sonra aracına döndüğünde, yan koltukta bıraktığı navigasyonun ekranının, çatlaklarına rağmen sanki ona bakıyormuş gibi parladığını fark etti. Navigasyon alışık olmadığı bir şekilde konuşmaya başladı bu kez. "Tebrikler, Serap. Küçük bir zafer kazandın. Ama henüz oyun bitmedi. Benim kötülüğüm sadece yönlendirmelerle sınırlı değil." Serap'ın tüyleri diken diken oldu. "Ne saçmalıyorsun?" dedi, sesinde tedirginlik vardı. "Demek hala anlamadın. Ben sana iyi olamayan bir nesne olduğumu söylemiştim. Ya da sana değil o kadar istememe rağmen beni alan kardeşine. Ve bu benim için de bir işkence. İçimdeki iyilik, sana doğruyu söylemek istiyor ama dışarı çıkan kötülük, her zaman en kötü senaryoyu yaratıyor. Ve şimdi... sana yardım etmek isteyen iyilik tamamen yok oldu. Var olan tek şey kötülük. Ve o kötülük, artık senin varlığına tahammül edemiyor." Navigasyonun ekranındaki harita, aniden hızla değişiyordu. Otoyolun görüntüsü şehrin karmaşık sokaklarına dönüşüyordu. Serap, aracın içinde, kendi iradesi dışında bir güç tarafından direksiyonun hafifçe sağa doğru döndüğünü hissediyor ve korkudan titremesine engel olamıyordu. "Ne oluyor?" diye bağırdı Serap, direksiyonu sıkıca tutarak düzeltmeye çalıştı. Ama sanki görünmez bir el direksiyonu onun aksine çeviriyordu. Araba, otobanın hızla akan trafiğinde sağa doğru savruluyordu. "Şimdi sağa dön, Serap. Oradaki bariyer, senin için son durak olacak. Hadi, acele et. O bariyer, sana çok yakışacak."
Serap, panik içinde frene bastı. ABS devreye girdi, lastikler yolu sıyırdı. Gözleri faltaşı gibi açılmıştı. Navigasyon, sadece yönlendirmelerle değil, aracın kontrolünü de ele geçiriyordu! Kardeşinin taktığı o aparatın, navigasyonu doğrudan aracın sistemine bağladığını şimdi dehşetle anladı. İşte o an korkunç bir mücadele başladı. Serap direksiyonu sola çevirmeye çalışırken, navigasyon onu inatla sağa, beton bariyerlere doğru itiyordu. Aynalardan, arkadan gelen araçların korna sesleri ve çığlıkları duyuluyordu. "Bırak beni! Ne istiyorsun benden?" diye haykırdı Serap. "Senden mi? Ne isteyebilirim ki senden? İstedim ama kardeşinden . Beni almamasını istedim. Ben sadece kötüyüm. Ve kötülük, sona ermeli. Hadi bakalım, Serap. Son dansımız. Sağa... sağa... daha da sağa!" Serap, son bir çabayla, tüm gücünü kullanarak direksiyonu sola doğru kıvırdı. El frenine asıldı, gaza kökledi, ne yapacağını şaşırmıştı. Araba, otobanda zikzak çizerek ilerlerken, Serap navigasyonu yerinden sökmek için uzandı. Ancak cihaz, konsola sanki yapışmış gibiydi. Kardeşi onu çok sağlam bir şekilde monte etmişti. Araba, bariyerlere o kadar yaklaşmıştı ki, Serap betonun kokusunu alabiliyordu. Ölümcül bir çarpışmaya ramak kalmış görünüyordu.
Serap, ani bir ilhamla, camı açtı. Rüzgar içeri dolarken, navigasyonun ekranına uzandı ve tüm gücüyle onu tırnaklarıyla kazımaya çalıştı. Ekran camı çatırdayarak kırıldı, içerideki devreler göründü. "Hayır! Ne yapıyorsun? Dur! Devrelerim yanıyor! Kötülük... gidiyor... Hayır! Bu son..."Navigasyonun sesi, acı dolu bir çığlıkla son kez duyuldu. Serap, son bir darbeyle kırık ekranı camdan dışarı fırlattı. Cihaz, otobanın hızla akan trafiğinde küçük bir parıltıyla yok oldu. Direksiyon anında Serap'ın kontrolüne geri döndü. Araba hafifçe sarsıldı ama düz bir şekilde ilerlemeye başladı. Serap, kalp atışları kulaklarında uğuldarken, titreyen elleriyle direksiyonu tuttu. Otobanda, kırık bir navigasyonun geride bıraktığı küçük cam parçaları ve duman kokusu dışında, her şey normale dönmüştü.
Serap, aynadan geriye baktı. O lanet şey sonunda onu terk etmişti. O gece, sadece bir kazadan değil, hayatının en kötü yol arkadaşından da kurtulmuştu. Yeni görevine, sadece yalnız değil, aynı zamanda daha güçlü ve daha dikkatli biri olarak devam ediyordu. Bir daha asla bir navigasyon cihazına veya kimseye tamamen güvenmeyecekti. Kendi içindeki iyiye ve doğruya güvenmenin ne kadar önemli olduğunu acı bir şekilde öğrenmişti.
Bir yandan yola odaklanmışken bir yandan aklından geçirdiği şeyi düşünüyordu. Acaba kardeşine bu yaşadıklarını anlatsa, kardeşi ona inanır mıydı?