Bu bir aldatılma hikâyesidir. Başrol karakterimizin ruh hali telelelli olduğu için ara ara yazara müdahalesi söz konusudur. Bunu bilahare okuyucularıma iletiyor ve öyküme başlıyorum.
Günlerden herhangi bir gündü. Çünkü başkarakterimizin tekdüze bir hayatı vardı ve her Allah’ın günü iflah olmaz bir Oblomov’du kendisi. Her sabah uyanır uyanmaz ilk işi, zihnine asalak gibi yapışmış elitizmini doyurmak için İstanbul semasına bakmaktı. Balkonu da kendi gibi mimariye fransızdı. Kokuşmuş Beyoğlu sokakları onun için sanatın kalbi ve görünürlüğünün kalesiydi. Sosyal medyada Stockholm ya da Edinburgh gibi şehirlerde “ben de bir şeyim” pozları verenlerin henüz yurtdışına açılmayanlar şubesiydi. Hakkı vardı tabii, Ankara’yı yüceltenlerden beriydi. Avrupa’ya yakın, taşraya mesafeliydi.
Kusura bakma ama bu paragrafta ben devreye gireceğim. İçine sindi mi gerçekten bu yazdıkların? Benim için gerçekten bunları mı düşünüyorsun? Oblomov olduğumu düşünmüyorum. Belki bi’ Martin Eden olabilirim. Hatta İvan Karamazovluğum da vardır.
Karakterimizin dönüm noktası üniversite yıllarıydı. Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birini kazanmış ve bu sebeple Türkiye’nin en güzel şehrinde okumaya başlamıştı. Dersler arasında kampüste oradan oraya koşuyor ve her hafta başka bir ideolojiye tutuluyordu. Bazen ideolojik savaşların tam ortasında kalıyor bazen de efendi oğlanı oynuyordu. Gel zaman git zaman bilgiye olan iştahı ile Doktor Faust’a öykünecek yaşantılar kaydetmeye başlamıştı. Şeytana pabucunu ters giydiren tiplerdendi ama çevresinin nabzını çok iyi tuttuğu için maskesi binbir çeşitti.
Her paragraf bitişinde karşına dikileceğim. Doğrusunu söylemek gerekirse yazdıklarını sevmeye başladım adamım. Hahahah, kadınım diyemem pardon. Bu yiğitlik seni feminist yapmaz, baştan söyleyeyim. Hatta fazla arabesk geldin bana kuzum. Birazdan mendilini gözlerine götüren Filiz Akın karakteri olacaksın. Çünkü susmaya hiç niyetim yok. Normalde cevap vermem senin gibilerine ama ara ara halka inmek gerekiyor değil mi? Hahahahah! dedi minik fare.
Cevap hakkı doğduğu için öyküme kısa bir ara vermek durumundayım. Halk ile yakından ilgilenen, esasen halktan olan karakterimiz yukarıda Martin Eden olabileceğini dile getirerek konumunu ispatlamıştır. Herhangi bir yere inmesi söz konusu değildir nitekim kendisi burjuva kapısında yatan dilencilerden biridir. Zengin kahkahası atmaya çalışırken kötü karakterleri canlandıran Erol Taş’ın yerelliğine bile erişememiştir. Cevap hakkımı burada noktalıyor, öykümü aşık atışmamasına çevirmemek için bir süre paragraf başı yapmayacağımı siz okuyucularıma bildiriyorum. Karakterimizin şiir sevdalısı olduğunu da dile getirmeliyim. Kendince cümleler yazıp adına şiir, kendine şair demişliği vardır. Hatta kitap bile çıkarmıştır. Duygusal zekâsı yüksek olduğu sanıldığı için kızlar tarafından pek sevilmiş ve maalesef özgüveni tavan yapmıştır. Dedik ya, maskesi türlü türlü ama maalesef onu insan yerine koyan herkesin ya kalbini ya da ruhunu çalmış bir hırsızdır aynı zamanda kendisi. Kızlardan bahsetmişken astrolojiden de bahsetmeden olmaz. Buradan benim de önyargılı ya da genelleme yaparak haksızlık eden bir yazar olduğumu düşünebilirsiniz. Bunu memnuniyetle kabul ettiğimi bilmenizi isterim. Zodyağın en işkoliği ve aynı zamanda en içten pazarlıkçısı oğlak burcunu bilen bilir. Tuttuğunu koparır, istediğini yaptırmak için ağzınızdan girip burnunuzdan çıkar. Tarotta da oğlak, şeytan kartı ile temsil edilir. Gazellerden, kasidelerden nasiplenmemiş ama sonelerden itibar devşiren bu karakterimiz tam bir Byron hayranıydı. Sen git, o kadar ideoloji ile ilgilen, sonra romantik bir şaire tutul. Sevdiği şair de zamanında Osmanlı’ya karşı yunanlarla birlikte savaşmış bir…bir…bir dış görünüş bağımlısıydı. Ne buluyorlar bu şairlerde hiç anlamıyorum.
Enter tuşuna basmakla hata ettin güzelim. Sen kime öfkelisin böyle? Çok duygusal gördüm seni. Gel bir şiir okuyayım sana:
“Sabunu koydum legene. Gör başıma gelene. Ben ömrümey vermişem, kadir kıymet bilene.” Enter tuşuna basmakla iyi ettin yiğidim. Iyyy yiğit mi dedim sana… Bir yere varamadık ama gel gelelim neticeye. Öyküm yalan olsa da aldatılma kısmı havada kalmamalı. Ama maalesef gerekli zihinsel akışı karakterin müdahalelerinden dolayı kaybettim. Bu yüzden hiç yapmadığım bir şeyi yapıyor ve siz okuyucularıma aldatılanın karakterin kendisi olduğunu büyük bir mutlulukla söylüyorum. Karakterimiz yıllarca kendini hep çok iyi bir insan olarak görmüş ama insaniyet namına en ufak bir şey yapmamıştır. Herhangi bir sanat dalıyla ilgilenmesi, a veya b burcundan olması, yaşadığı yer, akademik konumu, taktığı maskeleri…. Hiçbiri ama hiçbiri insaniyet namına mühim değildi. Yukarıda bahsi geçen her sanatçı, her karakter bir şey kattı dünyaya ve benim bu yazdıklarım da başkarakterimin dünyaya bir şey katmaya başlaması demekti. Faydasız gördüğüm tüm cümlelerim bir yerlerde zihinsel akış içerisine dâhil oldu. Elinde kahvesi ile bana gözlerini dikmiş karakterimiz de suskunlaştı.
Bu kızı ciddiye almayın. Beni castına alacak başka birileri var mı sayın yönetmenim?