25 Mart 1983. Bugün baba oldum, bir kızım doğdu. Adını Gökçe koydu babam. Gök gözlü gökçe kızım. Doğana kadar cinsiyetinin ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz yoktu. O yüzden kız olursa Çiçek, erkek olursa Kaya koyacaktım ismini. Benden önce babam Gökçe deyince öylece kaldı. Sanki arkasından kovalayan var gibi koşa koşa gitti bir de kulağına ezan okudu. Olsun, Gökçe de yakıştı kızıma. Eşim, Hicran, zaten isim düşünmemişti. Annem bir bebeğimiz olacağını duyunca “Kız olursa benim adımı, erkek olursa kayınbabanın adını koyarsınız artık.” diye sınırını çizmiş. O da çatışmayı hiç sevmediğinden sesini çıkarmamış. Önceleri bana biraz trip attı. Açık açık söylemedi sebebini ama ben karımı tanıyorum. Annemle hiç barışmadı yıldızları. Onun adını koyacağını duyduğundan beridir oğlan doğurmak için dua ediyordu. Hiç değilse adı Hakkı olur, severim kayınbabamı deyip duruyordu. Arada televizyon izlerken karnını okşayıp, “Hadi bakalım Hakkı babam mısın Hayriye annem misin?” deyip kızdırıyordum. Normalde benimle kavga eder ama hamile kaldığından beri kavga edeceği şeylere ağlayıp duruyor. Ne zaman ağlasa şaka yaptığıma bile pişman oluyordum. Hamileliğinin ilk aylarında canı sürekli ekşi şeyler çekiyordu. Annem, annesinin kendisine hamileyken sürekli limon yediğini, doğacak bebeğin de kesin kız olacağını söyleyip durmuştu. Bu yüzden pembe yelekler, pembe şapkalar, pembe patikler ördü durdu. O pembeleri ördükçe Hicran mavi patikler aldı, mavili bir beşik, mavi tulumlar, mavi emzik aldı. Öyle ki doğuma gittiğinde hastanede giyeceği gecelik takımını bile mavi, anneme nispet yapayım derken millete de yeni moda çıkardı. Dün doğum sancıları başlayınca hastane çantasını açtı, yeni aldığı mavi renkli bebek takımını, mavi bulutlu kundağı ve mavi ayıcıklı battaniyeyi içine yerleştirdi. Sabaha karşı kızımız dünyaya geldi. Şimdi maviler içinde yan yana yatıyorlar annesi ile. En azından adı Gökçe, mavi gibi…
26 Nisan 2003. Gökçe evlendi bugün. Kapıdan çıkana kadar “Vazgeçtim baba.” demesini bekledim, demedi. Doğduğu günü dün gibi hatırlıyorum ben. Hala mavi kundağı ile kucağıma verdikleri gün kadar küçük, o gün kadar bana muhtaç gibi geliyor. Elin oğlu üç güne kandırdı kızımı. Evet biz de evlendik annesiyle ama biz bu kadar küçük yaşlarda evlenmemiştik. Okulun bitmesini, askerliğin bitmesini, iş bulmayı, ailelerimizin ikna olup evliliğimizi kabul etmesini bekledik en azından. Bunlar öyle mi yaptı? Altın gününden dönerken el ele görmüşler Gökçe ile damat olacak adamı. Hicran görmezden gelmiş, dudaklarını ısırmış diğer kadınlardan saklamak için lafı dolandırmış ama Müzeyyen parmağıyla işaret ederek “Aaa! Bu kız Gökçe değil mi?” deyince bir uğultu çökmüş dolmuşa. Hicran yerin dibine girmiş, “Yok, o değil. Ben kızımı tanımaz mıyım ayol!” demiş durumu kurtarmak için. İmalı bakışlarla, başlarını sallayarak onaylamışlar Hicran’ı. Gökçe eve gelene kadar evin içinde dört dönmüş. Kız adımı içeri attığı gibi de saldırmış elin oğlanlarıyla ne geziyorsun parklarda diye. Gökçe kendini odasına dar atmış. Kardeşi Gökhan, durumu bilmediğinden annesini tutmaya çalışmış önce ama olanları duyunca o da kapıyı tekmelemeye başlamış. O gün okulu bıraktırdı Hicran kıza. Ne kadar yalvardıysam da dinletemedim. Onun da çok gönlü yoktu zaten okumaya. Evden kaçmak için bahanesiydi okul. Yine de devam etmek için çabaladı. Baktı olası yok, annesini ikna edemiyor, oğlanı ikna etti istemeye geldiler. Oğlan daha üniversitede okuyor. Son senesinde. Askerliği yapmadı, iş güç yok, ne yiyip ne içecekler. Akılları beş karış havada hiç düşünmüyorlar bunları. Hicran’ın derdi zaten namusunu kurtarmak. Oğlanın mühendis olacağını da duyunca kimseye fikir sormadı, söyleyeni dinlemedi, biraz naz yapar gibi yaptı ama yine de adamları 3. kez getirtmedi eve hemen nişanı yaptırdı. Bugün de evlendi gitti Gökçe. Doğduğu gün dün gibi aklımda.
5 Mayıs 2023. Gökçe kızım, mavi kızım öldü. Daha dün doğmuştu. Ben dururken ona mı yakışırdı ölüm? Takıldı gitti bir adamın peşine. Annesiyle bir oldular kimseyi dinlemediler. Neymiş çok seviyormuş, neymiş oğlan mühendismiş de zengin olurlarmış. Doğdu ki evlenecek dedik. Bu olmasa başkası olacak, bari sevdiğine varsın. Biz de sevmedik mi, bilmiyor muyuz sevdayı dedik, anlayışla karşıladık. Ama zehir oldu kızımın hayatı. Doğduğu gün gökyüzüne bakmıştım. Masmaviydi, güneşliydi ama soğuktu. İçtiğim sigaranın dumanı bile buz tutuyordu sanki. Güneşe baktıkça ısınacağımızı sanıyorduk, nefes aldıkça içimiz üşüyordu. Masmavi gökyüzü kızımın doğduğu güne de adına da çok yakışmıştı. Gözleri masmaviydi. Tıpkı doğduğu gün gibi. Mavi bir kundakla gelmişti eve. Annesi mavilere sinir olunca, “Üzülme.” dedim. “Mavi umuttur. Kızımın adı mavi, günü mavi, gözleri mavi. Bunlar hep hayra alâmet. Onun çok güzel bir hayatı olacak. Ömrü uzun olsun, bereketli olsun. Umduğu her şeyi önünde bulsun.” diye dua ederek teselli ettim Hicran’ı. Evlendiği güne kadar da el bebek gül bebek büyüttüm, bir dediğini iki etmedim, gözünün içine baktım kaşları çatılmasın diye. Evlendiği gün, ne kadar da mutluydu. Azrailinin kollarında dans ederken, onun gözlerine bakarken. Haftasına ağlayarak aramıştı annesini, dövdü beni diye. Sonra da ne ayrıldılar, ne mutlu oldular. Gökçe gülerken bile mutlu değildi. Çocuğu doğduğunda, ikinci çocuğu doğduğunda ve çocukları okula başladığında da yüzü gülüyordu ama mutlu değildi. Evlenirken bize kafa tuttu diye, her şeyi paylaşmıyordu bizimle. Yaptığı tercihin utancıyla yaşadı yirmi yıl. O adamdan çocuk doğurmak bile onun için utanç vesilesiydi ama bir taraftan da acaba baba olmak değiştirir mi diye umut etmekten vazgeçmiyordu. Ne kocası değişti, ne kızım mutlu oldu. Kızıma dünyada gün yüzü göstermeyen adam, kahvaltı sofrasında ayrılmak istediğini söylemiş. Birkaç saat sonra kalp krizi geçirmiş Gökçe. Utanmadan tabutunu taşıdı, mezarına toprak attı. Doğmuş olmak ölmek için bir sebepti zaten ama kızım bu adamla evlenerek sebeplerini artırmıştı. Şimdi doğduğu hastanenin önünden mezarına gidiyorum Gökçe’nin. Oradan da kocası olacak o adamın evine gideceğim. Keşke ellerimi boğazına dolayıp canını alabilsem ama o evde Gökçemin iki evladı var, kızımın ölümünü hızlandıran adamın yaşama sebebi evlatları…