İkindi güzeli ağaçları güneşe boyarken, aylardan eylülse ve ılık da bir rüzgâr esip esip sizi okşuyorsa hayat gerçekten zordur. Tüm merhametiyle doğa size kucağını açtığında yetim olduğunuzu hissedersiniz. Güneş ısıtsa da, rüzgar yanağınızı okşasa da, yağmur sizi incitmek için usul usul yağsa da, kar gökten usulca inse de… Tüm bu harikuladeliklerin içinde bir şeylerin eksik oluşu yetim olduğunuzu gösterir. Her şey böylesine tamken neden her şey tam değildir? Bu soruya cevap aramakla geçti benim ömrüm.
Şimdi Ramazana özgü dinginliğin sokak sokak dolaşıp gelip saklandığı bu sokakta yürürken, yerdeki ince taşları ayağımın altında ezerken, ikindi ezanının bulutlara değmesiyle yaşanan şenlikte neden mesrur olamıyor gönlüm?
Bakkal’dan çıkan Rıza bana eşlik etti. Şöyle bir yüzüne baktım. Bir şeyler mırıldanıyordu. Ezan duasını okuyordu illaki, bana da o ezberletmişti. Elli beşimde öğrenmiştim. Nenem ben çocukken sesli okurdu her ezanın ardından. Zihnime yer edinmiş duayı, elli beşimde ezberlediğimde, onu saklandığı yerden çıkarmış gibi hissetmiştim. Ey bu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın Rabb’i olan Allah’ım.
Sağ ayağımızla camiden içeri girdiğimizde dağınık cemaat sünnetleri kılıyordu. İpi kesilen tesbih tanelerini andıran adem taneleri arasına bir yerlere serpiştik Rıza’yla. Hayye alel felah ile tekrar o ipe dizildik birdenbire. Peygamber Efendimize en yüce dereceleri ver, onu sana en yakın makama ulaştır. Bizleri de Allah’ım. Amin. Kubbeyi dolduran cümleler saflar arasında usulca dolandı. Allah, en büyüktür. Kimimizin kulağından girip kulağından çıktı, şöyle bir yokladı bizi. Kimin büyük olduğunu hatırlamam gerekenlere bir hatırlatma babında. Kimimizin kulağından girip bir azamete dair birikişin üzerine eklendi, koca bir dağ oldu. Azamet kimdedir diye sorulduğunda ilk o kişi cevap verecek gibi olur ama susardı. Öylesine büyüktü ki bu yüceliğin karşısında o küçüklük, bunun farkında olarak, elleri göbeğinin üstünde bağlıyken boynu daha da bükülürdü.
Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun. Her iki yana da. Tesbih taneleri bir sonraki vakitte birleşmek üzere camiden ayrıldı. Rıza da gitti. Akşamüstü güneşi nazlı nazlı süzülüyordu camdan içeri. Kubbeyi tam ortalayan avizenin taşları arasında gezinirken göz kamaştırıyordu. Ahşap minberin direğine yaslandım. Ceketimin iç cebinden çıkardığım tesbihin tanelerini tek tek kendime doğru çektim. Kuru bir çekişten daha fazlasıydı.
Nenemin kahverengi tesbihleri vardı. Yeleğinin iç cebinde saklardı onları. Her sabah namazından sonra gün ağarana dek tesbih tanelerinin sesi yattığımız odayı doldururdu. Sonra kuşluk namazı. Bu namazı kılanlar Allah’ın izniyle cennete girer, derdi hep. Sonra, birlikte cennete gidelim inşallah. İnşallah. Nenem kuru bir insandı. Nasıl anlarsanız artık. Kimine göre zayıf, kimine göre çekimser, kimine göre sohbetsiz. Tüm bu kalıpların dışındaydı benim için. Tüm bu kalıpların onun için bir anlam ifade etmediğini gözlerinde görürdüm. Hak bilsin seni kul bileceğine demişti bir keresinde. Ondan sonra daha o sözü işitmedim ondan. Yetti o bir kerelik. Dünyam dönerdi de ortasında nenem vardı sanki. Dönüp geçmişe baktığımda görebildiğim bundan ibaretti. Diğer her şey bir bulanıklıktan ibaretti. Nenem hak ekli bir insandı. ne yaparsa onu taklit ederdim. Bunu fark ettiğimde onu yeni toprağa koymuştuk. Abdestimi onun gibi alıyordum. Dirseklerimden akan suyu onun gibi sıvıyordum. Başımı mesh ederken onun gibi, ağırdan ağırdan yapıyordum. Sonra çok konuşmamanın konuşmaktan daha evla olduğunu ondan gördüm. Bana Gazalî’nin kitabını vermişti okuyayım diye. Okudum. Bir baktım nenem gibi dilsiz oldum. Nenem hak ehli bir insandı.
Koca kubbenin altında kimse kalmamıştı. Kafamı kaldırdığımda güneş elini eteğini çekmiş yerine serin bir akşamüstü bırakmıştı. Kuşlar, göğe doluşturdukları şakımalarının bir hatırlatıcı olduğunu anlatma çabaları olmadan, anlamak isteyenleri sadece kale alarak ya da almayarak, şakımak için şakımıyordu. Büyük, ahşap iki kapıdan biri gıcırdayarak açıldığında imamın selâmı kubbede yankılandı. Dakikalarca, saatlerce burada, kubbenin altında kalmak isterdim. Belki de günlerce. Gök kubbenin ağırlığını taşıyacak kadar kuvvetli değildi omuzlarım. Ama nenem öyle kuvvetli kadındı ki. Yedi çocuğu tek başına büyütmüştü. Hepsini evlendirip yuvalarını kurmalarına yardımcı olmuştu. Omuzları genişledikçe genişledi nenemin. Bir yer edindim o omuzlarda kendime. İlk gençlik yıllarımdan beri ne zaman gitsem yerimi boş görürdüm. Sığınılacak bir yerin oluşu insanı öyle rahatlatıyordu ki. Sonra çocuk çocuğa karıştım. Oraya ailemi de yerleştirdim. Nenemin omuzları her şeyi kaldırırdı. Oğlumu, sonra kızımı. sevincimi, hüznümü, boş laflarımı, ağlamalarımı, her şeyimi. Sonra nenem gitti. Omuz kısmı geniş mi geniş bir tabut yaptırdık ona. Yoksa nasıl sığardı tabuta? Onlarca kişi taşımakta güçlük çekti onu. Ama çok hafifti dediler. Kuş gibi göçtü gitti dediler. Öyle hafif öyle hafif.
Şimdi insanların yavaşça doldurduğu bu camide, akşam ezanını beklerken, insanlar bir bir toparlanırken, kapıdan içeri süzülürken dünyadan; kapıdan çıkınca omuzlarıma binen yükü tekrar kaldırabilecek miyim Allah’ım? Nenemin öldüğü yaşı üç sene önce geçtim. Her geçirdiğim yılı nenemin yaşadığı ömürden aldım kendi hayatıma geçirdim. Nenemin çizdiği yolda yürüdüm. Onun ayak izlerinden. Üç senedir kendi izlerimi oluşturuyordum. Çocuklarım her dönüp baktıklarında görecekleri şeyleri ölçüp biçiyordum. Bir metreyle dolaşmaktan farksızdı ömrüm. Son üç yılım. Yeniden baba, yeniden dede olmuştum. Omuzlarım genişlemişti. Açabildiğim kadar yer açıyordum onlar için. Aynaya her baktığımda toprak görsem de tenime toprak değmedikçe yürüyecektim. Dünyanın böyle bir yer oluşunu kabullenmekte çok zorlandım. Şimdi şu kapıdan çıkarken ayağımı sürüyüşüm bundan. Gözümü ilk açtığım anla şimdi arasında koca bir ömrü sıkıştırmaya çalışıyorum. Nenem bir asıra yakın ömründe bir kere olsun şikayet etmemişken benim bu şımarıklığım hiçbir zaman yakışmıyordu yüzüme, ellerime, sesime.
Kapı ardınca gıcırdayarak açılmalarından birinde torunumun sesi kubbede yankılandı. Omuzlarıma sarıldı, sakalımın batmasına aldırmadan yanağıma öpücük kondurdu. Dünyanın dikenlerine rağmen ona sarılmak güzeldi. Tüm zorluklara, katlanılmaz sandığın irili küçüklü detaylara rağmen. Akşam ezanının Rıza’yla beni aynı safta birleştirmesi. Rıza’nın omuzlarında da bir yer edinişim. Dünya büyüyor da sığamıyorum sanki içine. Kubbe genişliyor da göğüs kafesim çatlayacak gibi oluyor. Sığamıyorum dünyaya. Dünya bazen öyle güzelleşiyor ki. Allah’ım, bu ezanı ve namazı kabul eyle. Peygamber Efendimize en yüce dereceleri ver, onu sana en yakın makama ulaştır. Verdiğin sözü asla bozmazsın. Amin.