Kâğıtsızlar

Sevmeyi Öğrendim Yeniden, Bir Kaktüsten - Emine Ecran Şenel

Sevmeyi Öğrendim Yeniden, Bir Kaktüsten

Emine Ecran Şenel

Bir çiçekten ne beklersiniz? Güzel kokmasını, güzel görünmesini, verdiğiniz kadar suyla ve gördüğü kadar güneşle yetinmesini. Kırılgandır çiçekler, su vermeyi unuttuğunuzda kırılan kalbini büzüşen yapraklarıyla anlatmaya çalışır. Sonra hatırlayıp azıcık su verdiğinizde onu görmeyişinize, unutuşunuza aldırmadan eski neşesine dönmesini beklersiniz. Çünkü ilgi manyağıdır çiçekler. Peki kaktüse ne dersiniz? Çoğumuzun evinde en az bir çeşidinden bir tane bulunan kaktüsler ilgiye minnet etmezler, dkenleri yüzünden güzel görünmezlrt diye çiçek sayılmazlar mı? Elbette sayılırlar. Yoksa ne işleri var süslü saksılarda, çiçek köşelerinde.

Zaten kaktüs de önceden böyle değilmiş. Siz bilmezsiniz. Ben bizzat kendisinden dinledim. Önceleri güzeller güzeli bir çiçekmiş kaktüs.Bundan yüzyıllar önce. Öyle güzel öyle narin bir çiçekmiş ki gül bile yanında çirkin kalırmış. Üstelik sevgi manyaklarının kraliçesiymiş. Ne su istermiş ne güneş, ona sadece bir yudum sevgi yetermiş. Sevildikçe pıtır pıtır çiçekler açarmış. Hatta o kadar abartmış ki bu sevgi düşkünlüğünü gayri ihtiyari kendisine bakan bir insan evladıyla göz göze gelse, yapraklarını koparmak niyetiyle bir bebek uzansa sevildiğini sanıp çiçekler açarmış. Böyle kolay çiçek açarsan kolay solarsın demiş ulu bir ağaç. Ama bizimkinin bir kulağından girmiş ötekinden çıkmış. Coşmuş da coşmuş. Açmış da açmış.

Gün gelmiş gözü sevgiden başka bir şey görmeyen bîçarelerin yakalandığı Nasılolsa mikrobuna kaktüs de yakalanmış. Pıtır pıtır açan çiçekleri patır patır dökülmüş. Su yerine öfkeyle dolmuş gövdesi. Vücudunda yüzlerce diken çıkmış. Artık ne seviyor ne de seviliyormuş. Yanına yaklaşanların canını yakar olmuş. “Sizi severken, çiçekler açar, neşeler saçarken bakmadınız yüzüme. Su vermediniz, güneşime dikkat etmediniz. Nasıl olsa o idare eder. Nasıl olsa yine çiçeklenir, dediniz sevgiden yoksun bıraktınız beni. Nasıl olsa sevmediniz, çiçek yerine diken açsam ne olur,” demiş ve o günden sonra kaktüs olmuş. Öyle çok dikenler açmış, öyle çok canlar yakmış ki Kaynana Dili diye isim takanlar bile olmuş kaktüse. Eski çiçekli hâlini özleyenler olmuş, yapma etme diyenler ama son pişmanlık fayda etmemiş. Zamanında gösterilmeyen sevgi öfkeyle karşılık bulurmuş dünyanın tüm zamanlarında, kaktüs için de böyle olmuş. Hatta sevmekten vazgeçince sevilir olmuş ama o artık kimseyi sevmemiş, kendisini de kimseye sevdirmemiş.

Ben de kaktüs gibi çiçeklerimi döküp dikenlerimi çıkardığım bir dönem tanıştım kaktüsümle. Çocukken uslu çocuk rolü oynardım sevilmek için. Büyüdüm, herkes nasıl isterse öyle olmaya çalıştım sevsinler için. Sevdiler mi? Sevmediler? Sildiler. Silindim. En son nişanlıyken tak etti kalbime. Beni sevmekten vazgeçmesin diye bir dediğini iki etmediğim nişanlım ufak bir anlaşmazlık esnasında bana hakaret edince sevilmeme cesaretini hissettim ve kalkıp bağırmaya başladım. Bir bir dikenlerimi batırdım. Sonra da yüzüğü çıkarıp masaya fırlattım. Özür diledi, çok yalvardı ama nafile, artık kaktüs olmuştum. O günden sonra bir bir yüzleştim arkadaşlarımla, akrabalarımla, anamla babamla. Önce anneme gittim, akıllı çocuk olursam sevileceğimi söylediğini ama hep akıllı çocuk olmama rağmen neden hiç sevilmediğimi sordum. Ben küçükken bana saydığı bütün hakaretleri sıraladım peşpeşe. Babama gittim başkalarının babalarıyla kıyasladım onu, “bak filanın babası ne kadar zengin, sen ne işe yarıyorsun?” dedim. Tıpkı küçükken onun bana dediği gibi. Halama gittim “Senin kız daha bulamadı mı birini, bu gidişle evde kalacak” dedim. Dayıma gittim “Ayda kaç lira alıyorsun? Daha iyi bir iş bulamadın mı bunca yıldır?” dedim. Arkadaşlarıma ayrı ayrı mesajlar attım, içimde birikmiş kabalıklarını itiraf ettiğim mesajlar. Kim kalbimi ne şekilde kırmışsa aynı şekilde kırdım kalplerini.

Herkese dikenlerimi gösterdikten sonra alıp başımı gezmeye başladım. Dünyanın en sevgisiz yerini aradım. Bir kaç ülkede birkaç şehir gezdikten sonra Haiti’ye vardım. Aradığım yer burasıydı. Kimsenin sevgiyle işi yoktu. Kavga, dehşet, ölüm. Komşuluk yok. Akrabalık yok. Dostluk yok. Burada yaşamaya karar verdim. Az bir para karşılığı bir markette kasiyerlik yaparak geçimimi sağlıyordum. Kötü bir ev bulmuştum yaşamak için. Oradaki insanların çoğu siyahtı ve ben beyaz olduğum için bana kötü davranıyorlardı. Ben de onlara kötü davranıyordum. Küfretmeyi bile öğrendim onlardan. Bu hoyrat hayat bana keyif veriyordu.

Çarşıda gezdiğim bir gün bir çiçekçinin önünde boyum kadar büyük bir kaktüs gördüm. Onu satın alıp evime götürmek istedim. Çünkü onu kendime bezeriyordum. Çiçekçi pazarlık kabul etmeden sattı. Neyse ki evime götürmek için kamyonetleri vardı ve onun için para istemedi. Oturma odamdaki berjerin yanına koydum kaktüsü. Ertesi akşam çay içerken birden kaktüsle konuşmaya başladım. Konuşmaya hasret kalmıştım galiba. “Çay da pek güzel olmuş,” diye başladım. Sonra annemin çaylarını hatırladım. Onu anlattım. “İçine tomurcuk atardı güzel olurdu,” dedim. Sonra çocukluğuma indim. Anlattım ağladım. Anlattım ağladım. İyi geldi, rahatladım. Sonraki akşam nişanlımı anlattım. “Ne paralar döktüm o huysuz karıya,” dedim.

Her akşam beni üzen, kalbimi kıran şeyleri kaktüse anlatmaya devam ediyordum. Yine öyle bir akşam “Bi çay da bana koy,” diyen bir sesle irkildim. Etrafıma baktım kimse yoktu. Kaktüse baktım “Ne bakıyorsun bir çay koy,” dedi. “Yok artık,” dedim. Kafayı yediğimi düşündüm. Kaktüs yanındaki berjere oturunca mecbur bir çay da ona koydum. Başladı anlatmaya. Çiçekli günlerini anlattı. Sevdiklerini ne çok sevdiğini, sevilmekten başka bir şey beklemediğini ama sevilemediğini. Anlattı ağladı. Anlattı ağladı. O akşamdan sonra her akşam anlatıp ağlama, ağlayıp rahatlama seansları düzenledik. Kaktüsü sevdim ve bunu ona söyledim. Kızdı bana, dikenlerini batırdı. “Sakın sevme! Benim artık sevgiye ihtiyacım da yok inancım da,” dedi. Ama ben sevdim. Hatta ona sarılmak istedim. Sarılamadım tabii.

Yine bir akşam çayından sonra kaktüse sarılasım geldi. Ama izin vermeyeceğini biliyordum. Kalktım. Evde ne kadar yastık, minder varsa koluma bağacağıma vücuduma bağladım. Sonra gidip kaktüse sarıldım. Önce “Yapma!” diye bağırdı. Ama sonra sustu. Daha sıkı sarıldım. Pıtır pıtır çiçekler açmaya başladı kaktüs. Sevmeyi öğrendim yeniden, bir kaktüsten.