Aynada düzgün bir kadın görüyor. Güzel değil, alımlı değil, çekici değil, iddialı değil, çirkin değil, dağınık değil. Düzgün bir kadın. Lacivert makosenleri, lacivert kanvas dar paça pantolonun içine verilmiş olan mavi çizgili gömleği, taba regi incecik bir kemerle belinin inceliğini vurguluyor. Gömleğinin sadece iki tanesi açık düğmesinin içinden gümüş renkli parlak küçük bir taşlı kolye kulağındaki küpeye göz kırpıyor. Dalgalı saçları omzuna yaklaşmış ve orada durmuş. Omzuna gelişi güzel gibi atılı duran krem renkli trençkotu bile dağılmıyor, düşmüyor, intizamından ödün vermiyor. Buna canı sıkıyor. “Başka türlü giyinmeyi bilmiyorum” diyor içinden. Pencerenin kenarına ilerliyor, camdan dışarı bakıyor.
Dışarda başka türlü giyinebilen kadınlar görüyor. Güzel değil, alımlı değil, çekici değil, iddialı değil, çirkin değil, dağınık değil. Başka türlü. Başkalıkların çeşitleri içinde bir yere dokunuyor. Kendi aynılığı tüm hücrelerine yayılıyor. Sadece giyinmekte mi? Evlat olmakta, anne olmakta, eş olmakta, arkadaş olmakta, öğrenci olmakta, iş veren olmakta hep düzgün bir insan oldu şimdiye kadar. İntizamlı, düzenli. Sukunetli. Aklından geçen bu kelimeler bile içini şişiriyor.
Ne istiyor? Belasını herhalde. Bir şeylerin düzgün olup da ilerlemesini sadece kendi iradesine mi bağlı sanıyor? Yo haşa. Ama tüm olan bitene içinin sıkılmasına binaen utaç duymaktan da sıkılıyor artık. Hatta bu duygu tam da o anda fiziksel olarak midesini bulandırıyor. Bunun üzerine gidip kanepeye uzanıyor. Sağa dönüyor, sola dönüyor, sağa tekrar dönüyor. İşte düzensizlik diye mırıldanıyor kendi kendine. İşte arzu edilmeyenin kıyısında durmak, işte sevimsizlik.
Ama ne gezer. Başarılı olamıyor. Çıkarttığı arızalar çevresi tarafından hep hoş görülüyor. Annesi Menapoz depresyonu teşhisi koydu, eltisi son doğumunun üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen gecikmiş de olsa sonunda kendisinin postpartum depresyonuna yakalandığını söyledi herkese yayık gülümsemesiyle. Elinde ona demlediği melisa çaylarıyla kocası, hep yanında olduğunu söylüyor. Çocuklar bile, kendisi onlara aktifçe çatmadığı müddetçe kendi işlerini kendileri hallederek olası sorun çıkarma ihtimallerini ortadan kaldırıyor. Kaç kere haber vermeden işe gitmedi. Sonunda bir sorun olup olmadığını sordular ama verdiği cevaplardan çok ayrı bir sonuca varıp kendisine promosyon bir tatil paketi ayarladılar.
Karşısında kendi varlığını tartacağı bir muhatap bulamamanın hüznü kendisini öldürecek gibi oluyor ama bunu kimseye anlatamıyor. Her denemesi hüsran, her çabası derdine şifa olmayan saçma sapan bir teşhisle anlamsız kalıyor. Bu his bazen kendisini o kadar kuşatıyor ki, aldığı nefesler yetmiyor, daha fazla aldıkça daha da nefessiz kalıyor, sonunda nefes nefese kalıyor. Buna da panik atak dediler, belki doğru ama hep olan şeyin adı var, neden olduğunu kimse tartmıyor.
Kolyesi boyununu sıkıyor gibi hissediyor, eli kolyesine gidiyor, yattığı yerden kolyesini çekiyor, canı acıyor ama canın acısı kendisine kendisini yaşıyor gibi hissettiriyor, kolyeyi çekiyor, canı acıyor, daha fazla çekiyor, eli ve boynu daha da açıyor, bağırarak kolyeyi çekiyor ve sonunda eli bilinçsizce yere doğru uzanıyor.