Yarım Sevgiler

Zeynep Hilal Dike

Geriye sadece yarım yarım sevgiler…

***

Eşyalarını bavula koymaya başladı. Birkaç parça kıyafet, bir iki fotoğraf… Bir sonraki otobüs 7 dakika sonra. Durakta bekliyor. Arabası var ama artık lüks hayatı onu bunaltıyor. “Normal” insanlar gibi olmak istiyor. Toplu taşıma kullanmak, bazen otobüse koşmak, bazen seyyar satıcıdan aldığı içi hamurlaşmış simidi cebinde bölüp iki arada bir derede ağzına atmayı. Eski karısı ondan hep maddi beklentiler içine girmişti. Peki kendisi?.. O da karısından çocuk doğurmasını, buna rağmen formuna dikkat etmesini, yemek yapmasını, ev giderlerine ortak olmasını, salondan çoraplarını toplamasını, çamaşırlarını yıkamasını, bulaşıkları yıkamasını ve birkaç bunun gibi ufak tefek şeyi beklemişti. Kadınlar ne nankör! Zaten görevi olan şeyi yaptığı için bir de aferin mi diyecekti? Onu evlilik yıl dönümlerinde lüks bir restorana götürmek zorunda mıydı? Değildi tabii. Değildi. Eşi de onunla daha fazla evli kalmak zorunda değildi. Kadın milleti.

Otobüs geldi. Havaalanı otobüsü. Ne deniyor bu merete bilmiyor. Havaalanı transferi imiş, birileri konuşurken duyuyor. İş seyahatleri dışında hiç yurt dışına çıkmamıştı. Özel aracı olmadan hiç havaalanına gitmemişti. Karısı dışında hiçbir kadının elini tutmamıştı. Eski karısı. Telefonunu aniden eline aldı, sim kartını çıkardı, eliyle parçaladı. Telefonu kapatıp çantasına attı. Bir daha eline almamayı düşündü. Ani kararlar. Zihninde küçük burjuva düşünceleri dolanıyor. Küçük mü? Kendini büyük burjuva sanıyordu. Küçük hesaplar. Hikmet. Yıllar önce okuduğu bu kitap neden şimdi aklına geliyordu? O konuları kapatalı çok olmuştu. Ohoo, yıllar geçmişti üstünden. Ne sular akmıştı! Karısı- eski karısı edebiyat öğretmeniydi. Kendi işi kadar “prestijli” bir iş olmadığı için ve kendi kazandığı kadar kazanmadığı için eşini hep küçümserdi. Evliliklerinden önce o da edebiyatı çok severdi. Sonra ne olduysa okumayı bırakmıştı.

Havaalanına ulaştı. Nereye gideceğini bilmiyordu. İlk gördüğü havayolu firmasına gidip bir sonraki uçuşun nereye olduğunu sordu. Haiti. Ora nere ki? Tamam, olur. Bir kişilik business- ay yok economy class bileti. Cüzdanını da fırlatacaktı bir çöp konteynırına. Sonra “Bari bir evsiz vereyim.” dedi. Sonra ondan da vazgeçti. Hiç parasız kalmamıştı. Bunu yapabileceğinden emin değildi.

Uçuşa bir saat var. Tik tak tik tak. Kol saati. Sinirini bozdu. Üzerinde eski yaşantısına dair ne varsa söküp atmak istiyordu. Bir yandan da dönüp dolaşıp oraya geleceğini biliyor gibiydi. Bavulunu almadı. Pasaport kontrolde aklı orada bile değildi. Dilini, yollarını, insanlarını bilmediği bu ülkede ne yapıyordu? Rastgele bir otobüse bindi. Rastgele yollardan geçti, yanında oturan rastgele adamla. Rastgele. Eski karısı da rastgele mi girmişti hayatına? Rastgele mi sevmişti onu? Gerçek sandığı bu sevgi bir daha yoluna çıkar mıydı? Her şey, eskiye dair her şey çok canını acıtıyordu. Karısı iyi biriydi. Yani iyi biri, hâlâ öye. Sorun onda mıydı acaba? Tüm bunlardan kaçmak için gelmemiş miydi buraya? Eskiyle arasına set çekmesi, kendini geçmişinden koruması gerekiyordu. Adını bile bilmediği, telaffuz edemediği bir durakta indi. Bir köye gelmişti sanırım. Her taraf ormanlıktı. İleride bir çeşme, daha da ötede ufak evler vardı. Yürümeye başladı. Sonsuz bir yürüyüş. Belki böylece unuturdu.

Bu büyüleyici manzaraya doğru usul usul yürümeye devam ederken zihni ayaklarının aksine hiç de sakin değildi. O olsa burada ne söylerdi acaba? Kesin bu manzaraya bir şiir yazardı. Bir şarkı mırıldanırdı sessizce. Onu çok mu yalnız bıraktım, yanında olmadım mı yeterince? İstediği para mıydı gerçekten?.. Belki de benimle olmayı, zihnime, ruhuma dokunmayı istiyordu. Onun ne kadar duygusal olduğunu, hatta duygularını farklı yollardan ifade etmekte ne kadar iyi olduğunu biliyorduFakat kendisi bunlara hep kulaklarını tıkamıştı. Onun dünyasını anlamaya çalışmamış, kendi dünyasını ona açmaya çalışmamıştı. Şimdi dünyanın öbür ucunda olmasına rağmen zihni eski yaşantısından kopamıyordu. Acı vermesin diye uzaklaşmaya çalıştığı o geçmişe dönüp dolaşıp yine sarılırken buluyordu kendini. Bu sefer giydiği kalkanı bir kenara bırakıp tüm acıya rağmen eskiyi kucaklamak istediğini düşündü. Saçmalıktı tüm bu yaptıkları. Kendi zihninden böyle kaçamazdı. Olanları böyle unutamazdı. Havaalanına geri dönmeye karar verdi.