Kavimden Fısıltılar

Halime Selcen Nazlıkaya

Temum o kadar yoğundu ki son zamanlarda. Heykeltraş olmak kolay bir şey değildi. Ama ailesine bunu hiç anlatamamıştı. Tek destekçisi büyükannesiydi. Ve her daim onun yeri başka olmuştu kendisinde. Ara ara onu ziyaret etmek dışında doğup büyüdüğü o şehre gidişlerini de hep aksatır olmuştu. Çok büyük işler almışlardı. Şehrin nerdeyse her noktasına imzalarını atıyorlardı beraber çalıştığı ortağı ile beraber. Kayıp mum tekniği sayesinde bütün kurumsal merkezlerde iş yapabiliyorlardı artık. Fikretle iyi anlaşıyorlardı. Heykeltraş sevdası bir araya getirdi yıllar önce onlari. New York da bir açık hava müzesinde solo sergisinin açılış kokteylinde tanıştılar. Ve oradaki tanışıklıklarını İstanbul'da da beraber iş yapmaya kadar taşıdılar. Temum rahattı onunla çalıştığı için . Fırsat bulup da büyükannesine gittiği zamanlarda gözü arkada kalmıyordu.Müzeler için çalışmak hep işlerinin bir parçasıydı ama şimdilerde bütün kamusal alanlarda bronz heykeller modası başlamıştı. İşlerine geliyordu ikisinin de. Mesleğine aşık iki insan olarak yoğun olmadıkları zaman sıkılıyorlardı.

Annesinden gelen o telefon çalana dek bir telefon konuşmasına dakikalar ayırması bile mucizeyken ne olmuştu da saatlerini vermişti o aramaya? Annesi büyükannesinin ölüm haberini veriyordu Temum'a. Son zamanlarda büyükannesinin onu çok görmek istediğini, sanki hissetmiş gibi biz mi onun yanına gitsek diye çok söylendiğini filan anlatıyordu, annesi uzun uzun.

Temum ölüm haberini aldıktan sonra derin bir sessizliğe gömülür. Haberi alınca bilet alıp cenazeye , doğduğu yerlere gitmesi ve kaldığı bir hafta boyunca büyükannesinin hem mezarını ziyaret edip hem de eşyalarıyla dertleşmesi hep sessizlikle olmuştur. Ve vakti gelip de İstanbul'a dönmesi gerektiğinde sadece büyükannesinin kendisine bıraktığı o meşhur koca sandığı açmadan eve taşır. Fikret onu eve getirir. O koca sandık ve içindekileri merak etse de büyükannesinin ölümünden sonra kendisine de çok mesafeli olan Temum'a bir şey sormaktan çekinir.

Temum her ne kadar içine kapanmış olsa da içten içe sandıkta karşılaştığı şeyle beraber araştırma haline bürünmüştür. Nasıl öğrenebilir ki bir tencerenin ne anlama geldiğini ? O sandığın içinden bir miras, bir mücevher ya da önemli bir evrak çıkmasını beklerken sandığın dibinden eline gelen eski olmakla kalmayıp ağır ve tuhaf desenli bir tencere. Sandıktan çıkan evrak denemeyecek kargacık burgacık o yazılarda ne yazdığını anlasa belki çözecek tencerenin büyüsünü . Acaba abartıyor muydu Temum? Ne yapılabilirdi bir tencere ile yemekten başka ? Basit bir çorba ya da yemek tenceresinden fazla şey mi bekliyordu?

Ne zaman bu düşüncelere dalsa annesinin sözleri geliyordu aklına. Büyükannen "O sandığı Temum'a verin" dedi de başka bir şey demedi. Kapının aralık kaldığı bir gün arkadaşı Fikret sızdı içeri. Ve Temum'un hiçbir şey anlamadığı o yazıları okumaya başladı. Temum kızacak gibi oldu ama duyduklarından sonra sadece Fikret'in ağzımdan çıkanlara kitlendi. " Sakın ola ki başka bir şeyle ısıtma tenceremi, o benden sana kalan miras olsun.

Onu bir mumla ısıtasın ki, bütün kavmimizin hatırası sen de huzur bulsun."

"Çünkü sen O'sun."

"Temum sen O' Sun."

Fikret'in ağzından bu cümleler çıktıktan sonra Temum her şeyi daha net anlamaya başlamıştı. Ailede onun heykeltraş olmasına destekleyen tek kişinin büyükannesi olması artık mana kazanmıştı. Ve ailesinin de büyük annesine ne kadar karşı çıktıkları şimdi daha anlaşılır oluyordu. Hemen kağıtta yazanları yapmaya koyulurlar. Fikret ve Temum onu bir mumla ısıttıklarında ortaya holografik bir duman salınmasıyla kavimlerinin son anlarını, seslerini ve görüntülerini görmeye başlarlar. Bu görüntü karşısında Temum hem çok şaşırır hem de bundan sonra ne yapacağı konusunda hiçbir şey düşünemeyerek öylece kalır. Anladi ki tencere sadece bir miras değil ; büyükannesinin ölümüyle sarmalanmış bir görev ve ailevi bir kaderin aracı gibi. Temum elinde o desenli tencere ile unutulmuş kavimlerinin fısıltılarını dinlerken şimdi ne yapacağını düşünmektedir…