Sekme 1
O AN
-Ne yazayım altına diye soruyor karşımdaki?
Yıllar önce farklı şehirlerden kopup buluşmuştuk bu şehirde. Akın akın öğrenci kabul eden İstanbul'un kasvetli bir Eylül'üydü bence karşılaştığımız o ilk gün. Kasvetli hissetmem bir bilinmezliğe doğru aldığım yol dolayısıyla mıydı yoksa geldiğim şehrin sakinliğinden sonra bu keşmekeşin gözüme korkutmasından mı bilemiyorum? Ceplerimizde taşıdığımız büyük büyük umutlarla kaderlerimizin bize çizdiği çizgide dışına taşmadan yürümeye çalışıyorduk. Kaderin sözüne karşı durulur mu hiç? Demiş işte: "Şu şehrin şu kadar kişilik yurdunda bundan sonra beraber yaşamayı öğreneceksiniz"diye.
İlk yılımızda değil belki -evet- ama buraya gelene kadar hep içimizi kemiren çıkartılmamış bir fikir olarak saklı duran;
-Sonra kesin eve çıkarız, - Dört sene burası çekilir mi? -Kim çekmiş de sanki -Biz de çekmeyiz
düşünceleri yıllar içinde bir bir içimize iyice oturdular ve hiç dağılamadılar, saçılamadılar dudaklarımızdan dışarı.
O ilk gün olmazdı zaten. Bizi yurdumuza teslim eden ailelerimiz yurt kapısındaki o güvenlik görevlisinin içerideki binlerce kişiyi çok iyi koruduğunu düşünüyordu elbette. O yüzden saklı kalmalıydı aklımızdakiler. Eylül'ün herkes için kasvetli olduğu o gün yapılacak en iyi şey onların böyle düşünmesini kabullenip kafamızın bir yerinde soru işareti olarak duran o fikri kabullenmekti.
Ama sonra ne mi oldu? Ne Buket bu fikri bir daha açığa çıkardı ne de ben. Biz dört sene o yurdu öylece bekledik ve kapıdaki güvenlik görevlisi abimiz daima bizi korudu diye inanmayı seçtik . Hoşlanmamıştım Buketten başta. Değişikti, farklıydı. Zaten gelmişiz başka başka diyarlardan farklı olmamız normaldi. Yine de onun diyarından başka tanıdıklarıma göre de farklıydı. Mesela oje sürerdi Buket tabii ki farklı olan bu değil. İki eline farklı ojeler sürerdi. Biri mavi biri kırmızı. Hep sorardım niye diye? Ve her seferinde geçiştirmelik cevaplar alırdım. Sadece ben değil herkes sorardı ama o sorulardan bıkmadan yine de kendini değiştirmeyip aynı şeyi yapardı. Hatta kendimce sevgilileri arasında en sevdiğini düşündüğüm adamı bile terk etme sebebi bu ojeler. Çok oje sürüyorsun, neden ayrı ayrı sürüyorsun demiş Burak? Nereden bilsin adamcağız hayatının hatasını yaptığını. Sanane be dedi ve o an defterini kapattı Burak'ın. Ah aslında ne çok dinledim Burak'a olan aşkını ama fayda etmedi işte o kilit soruyu sordu o da. Böyle değişikti işte böyle enteresandı Buket.
Daha başka neler yaşamadık ki? Boş günlerinde o benim derslerimde takılır. Bazen ben de onun derslerine giderdim. Acayip eğleniyordum hoşuma gidiyordu değişik değişik kılıklara bürünmeleri falan. Bir güzelliği de bana yardım ediyordu ders materyallerini taşımam da işime geliyordu benim dersime gelmesi doğrusu. Velhasıl kelam bence biz iki bölüm okuduk. O benim bütün derslerime hakimdi. Ben onun hocalarını, arkadaşlarını hep tanıyordum, biliyordum zaten. Hatta hocalar benim yokluğumda sanki sınıfın bir üyesiymişim gibi beni sormaya falan başladılar sınıfta bir kimliğim vardı. Artık herkes için ayrılmaz ikiliydik. Buket ve Burcu.
Hiç unutmam mesela memleketlerimize gidip de kürkçü dükkanına dönme zamanı gelince bir telaşa düşer biletlerimizi aynı anda otogara varacak şekilde almaya çabalar. Olmasa da birimiz diğerini saatlerde otogarda kalma pahasına bekler o yoğunluğa katlanırdık, ben bayağı sevmiştim Buketi. Anne babalarımızı birbirimizle tanıştırmamız, bazı tatillerde benim onun memleketine gitmem bazılarında onun benim yanıma gelmesi, babamın bizleri gezdirmesi güzel mi güzeldi. Bayağı emek kokan bir ilişkimiz var. Kim derdi ki o yurttan adım attığımız o an çok yakın iki arkadaş olacağız diye. Ne bileyim belki demiştir arkamızdan gören birileri. Annem mesela içinden geçirmiştir bu kızla anlaşır kızım diye, bilmem. Birileri geçirdiyse de içinden kimse bana bir şey demedi. bu benim kararımdı. Ve işte bugün Buket benim yakın arkadaşım.
Sanırım mezuniyet ve ayrılık yolları görünüyor diye şu an bütün yılları bu kısacık ana sığdırdım. Şu an fakültenin Buket ve benim bölümümün ortak düzenlediği kadına şiddet konulu bir projesi için yapılan bir tiyatro dönüşü otobüs yolculuğundayız. Tabii ki Buket bütün tiyatroyu telefonuna kaydetme telaşındaydı. Şu anda da şahsına münhasır haliyle oturmuş karşımda tiyatroda kendisi ile hiç alakası olmayan silahıyla ve vazgeçilmez ojeleri ile paylaşmak için fotoğraf ayıklıyor. Herhalde karar vermiş olacak ki…
-"Ne yazayım altına Burcu"diye soruyor canım arkadaşım…
Cevap verdim ve inmek üzere olduğumuzu hatırlatıp tamamı arkadaşlarımızdan oluşan otobüs ahalisine hoşça kal diyerek indik otobüsten ve ben de sıyrıldım dört yılın özetinden, o andan...
H.Selcen NAZLIKAYA