Şafakla Gelen Aldanış

Pınar Civelek

Kış gecelerinin zifiri karanlığında evden çıkar, şafak sökmeden çalıştığı konağa varmaya çalışırdı. Evinden dışarı adımını attığında korku onu ele geçirirdi. Sokak lambalarının solgun ışıkları bu korkuya engel olamazdı. Yürüdüğü tekinsiz sokakta ritmik bir şekilde topuk sesleri yankılanır, civardan gelen köpek seslerine karışırdı. Ne kadar hızlı yürürse o kadar kaçtığını sanırdı korktuklarından. Konak çok uzak olmasa da o saatlerde en güvenli yer bile ürpertici gelirdi. Atalarından şimdiki sahiplerine kalmış konağa hizmetçilik yapıyordu. Şafak sökmeden gelir işe başlar akşam dokuza kadar evin temizliğini, yemeğini her şeyini o yapardı.

Konağın beyi Kadir Bey, eşi ve dört çocuğuyla orada yaşıyordu. Hiçbir zaman Neriman'a hizmetçi diye bakıp aşağılamamışlardı. Onu kendi kızlarından ayırmamışlardı. Ancak Neriman her işe koşturulurdu. İşleri yetiştirebilmek için daha şafak sökmeden konağa giderdi. Yaptığı iş kadar parası verilirdi elbet. Ama epey yorulurdu evin işlerini yaparken. İsterdi ki birkaç çalışan daha olsun. Pek de sesini çıkarıp fikrini belirtmezdi. Bu insanları kırmak istemezdi.

Takvim yaprakları değişirdi ancak onun günleri birbirinin aynıydı. Şafağın sökmeye yakın olduğu o günlerin birinde sokağın başında gördüğü adam korkusunu harlamıştı. Eli, ayağı donuvermişti. Adımını zorlukla atıyordu. Ona doğru gelen adamla göz göze geldiğinde kalbinin göğsünden fırlayacağını düşünmüştü. Anlam verememişti bu duruma. Bir tarafı karanlık olan o adamı geçtiğinde sanki yol uzayıp gitmişti, bir türlü konağın kapısına varamamıştı.

Bir sonraki gün yine o adamı görmüş, aynı şeyleri hissetmiş ve yoluna devam etmişti. Göz göze geldiklerinde aralarında geçen bakışmadan öte bir iletişime dönmüştü zamanla. Önce tebessüm ettiler birbirlerine sonra baş selamı verdiler. Ve bir gün adam öylece yoluna devam etmeyip Neriman'nın yanında durmuştu. “ Merhaba.” demişti ilk başta. Sonra da “Her gün şafak sökmeden bu sokaktan geçiyorsunuz, bu civarlar tehlikelidir.” demişti. Neriman’ı duyduğu cümle korkutmamıştı zaten korkuyordu, ayrıca bunları biliyordu. Ancak içini bir sıcaklık kaplamıştı. Adını koyamadığı bir şeyler hissetmişti adama karşı. Adamın yüzüne dalıp gitmişti düşünceleri sırasında. Ne yaptığının farkına vardığında ağzını açıp konuşmaya başladı: “Biliyorum ancak işimi yetiştirebilmek için bu saatte yola çıkmam gerekiyor. Zaten uzak değil.” Duyduğu sözlerinin üzerine adamın yüzünde sahici bir merak oluşmuştu. Neriman'a nerede çalıştığını sormuştu o da cevap vermişti. Ertesi gün yeni bir konuşmaya başlamak üzere sohbetleri bu şekilde noktalanmıştı.

Her gün konuşmaları bir adım öteye gitmiş; kısa sorular uzun sorulara dönüşmüş, kısa cümleler uzun cümlelere dönüşmüştü. Adının Ferit olduğunu öğrenmişti. Annesinin kanserden öldüğünü babasının da hırsızlıktan hapiste olduğunu öğrenmişti. On sekiz yaşından beri yalnız yaşadığını, arkadaşının onu dolandırması üzerine kimseye güvenemez olduğunu anlatmıştı. Neriman'a söylediğine göre insanlar, birbirlerine çıkarları için yaklaşırmış, zor zamanlar geldiğindeyse ortadan kaybolurmuş. Ferit, Neriman’a hayatını anlattığında Neriman onu benimsemiş içten içe bağlanmıştı. Tüm hayatını ona sunan bu adama karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştı. Zamanla bu hisler iki taraf için de artmıştı. Birbirlerine hislerini bahsettiklerinden beri her gün şafak sökmeden beraber konağa kadar yürümüşlerdi. Ferit, civarın tehlikeli olduğunu düşündüğünden önce Neriman'ı konağa bırakmış daha sonra da işine gitmişti. Gün içindeki konuşmaları şafaktan önceyle sınırlı kalmamıştı. Neriman bulduğu her fırsatta telefonla aramıştı Ferit'i. Yaptığı her şeyi anlatmıştı ona. Bazen Ferit ondan fotoğraflar istemişti. Neriman da hem kendini hem de yaptığı işi çekip atmıştı. Bazen de konağın içini çekip atmıştı Ferit'e. Çünkü Ferit konağın içini merak ettiğini söylemişti Neriman'a.

Neriman dünyanın en mutlu insanının kendisi olduğunu düşünmüştü. Hizmetçiydi belki ama Feritle tanıştığından beri kendini konak sahibi gibi hissetmeyi önleyememişti.

Yaklaşık iki ay sonra konak sahiplerinin tatile gittiği gün Neriman son temizliğini yapmak için evden çıkmıştı. Yapacağı başka bir iş olmadığı için şafak doğduktan iki saat sonra çıkmıştı evden. Ferit'i aradığında telefonu çalmamıştı. Sonra döner diyerekten bu durumun üzerinde fazla durmamıştı. Hava aydınlık olduğu için civardan gelen köpek sesleri onu korkutmamıştı. Yolu bitirip konağın önüne vardığında kapının açık olduğunu görmesi onu endişeye sürüklemişti. Kadir Beylerin geri döndüğünü düşünmek istese de içindeki ses gerçekleri haykırmıştı. İçeriye girdiğinde olduğu yerde kalakalmıştı. Parmaklarından ayak uçlarına kadar korkuyu hissetmişti. Evin her yeri dağılmış, dağıtılmıştı. İçeriye hırsız girmişti. Ve Neriman hâlâ hırsızın orada olduğunu düşünmüştü. Ne yapacağını bilememişi. Aklı başına geldiğinde polisi aramış sonra da Kadir Beylere haber vermişti.

Kadir Beyler apar topar dönmüşlerdi evlerine. Polislerle beraber evdeki kameralara bakmışlardı. Neriman da onlarla birlikte bakmıştı. Kamerada şafak sökmeden önce konağa birinin girdiği görülmüştü. Maske takmıştı ve kim olduğu anlaşılamamıştı. Ta ki Neriman görene kadar. Neriman gördüğü görüntülerin bir şakadan ibaret olmasını dilemişti o an. Gözyaşları yanaklarından firar etmiş ardı ardına düşmeye başlamıştı. Kısık sesle “ O yapmaz, O yapmaz.” dese de bir polis memuru onu duymuştu. “Siz, hırsızın kim olduğunu biliyor musunuz?” Neriman duyduğu soru üzerine ne cevap vereceğini bilememişti. Boş boş bakmıştı memura. İçinden bir sürü ihtimal dönmüştü: “Hayır dersem beni kandıran bu adamı kurtarmış olurum. Çalıştığım, ekmek yediğim yere ihanet etmiş olurum. Sahi nasıl bakacaktım yüzlerine?” Hizmetçi olmasına rağmen onu kızı gibi gören insanlara bunu borç bildiğinden memura doğruları söylemişti. Başı eğik gözleri ayaklarının ucunda konuşmuştu: “Bu kişi Ferit. Erkek arakadaşımdı.”

Neriman'ın ifadesini aldıktan sonra onu serbest bırakmışlardı. Utancından bakmamıştı konak sahiplerine. Eve vardığında yatağına girmiş ve yorganı başının üzerine kadar çekmişti. İçi çıkana kadar ağlamıştı. Kafasının içinde yaptıkları konuşmalar dönmüştü: “İnsanlar, birbirlerine çıkarları için yaklaşır, zor zamanlar geldiğindeyse ortadan kaybolur, Neriman.”