Civarın Fısıltıları

İrem İlayda Karkı

Avazım çıktığı kadar bağırmak için balkona çıktığım anda soğuktan olsa gerek tüm haykırışım içime kaçtı. Nerede bağıracağım ben diye düşündüm. Soğuğa rağmen hâlâ düşünebiliyordum. Lunaparka gidecek yaşı da geçmiştim çoktan. Öylesine sokakta bağırsam biri üzerine alınıp döver beni kesin. Can tehlikem de olur. Evde bağırsam polisi ararlar. Aramazlarsa daha kötü, komşuluk ölmüş deyip bir de ona bağırırım. Bir ormana gitsem bağırsam… Bir dizide görmüştüm adam çok komik duruyordu. Hayır kimse görmese bile olmaz. İçim öylesine dolmuştu ki! Soğuğa daha fazla dayanamayıp içeriye girdim. Burnumun ve yanaklarımın kızardığını hissediyordum içten içe. Koltukta duran battaniyeye sarıldım ve televizyonu açtım. Hiçbir kanalın ilgimi çekmeyeceğini bile bile kanal değiştirmeye başladım. Artık televizyon benim için sadece yalnızlıktan bunaldığım zamanlarda ses olsun diye açtığım bir makinaydı. Çoğu zaman dinlemezdim bile. Öylesine bir kanal açıp bıraktım. Telefonu elime almıştım ki karşımda gördüğüm görüntü beni sadece ona bakmaya ikna etti. Hayatımda gördüğüm en güzel kız karşımda duruyordu. Sadece güzel demek ona haksızlık olurdu ama ben başka hangi kelimeleri kullanabileceğimi bilmiyordum. Eski zamanlardan bir görüntüydü bu, hizmetçi kıyafeti vardı üzerinde, hani şu siyah beyaz olanlardan. Ama sanırsın hizmetçi değil de imparatorlukları olan bir kraliçe gibiydi. Bir sarayın bahçesindeydi. Uzun siyah saçları, yeşil gözleri vardı. Uzun zaman sonra ilk defa kalbimin yerini hatırlatan bir gülüş bırakmıştı ekrana. O gülün ardında çok kısa bir süre bir tedirginlik hisseder gibi oldum ama o sırada yayın kesildi. Zihnimi zorlayarak programın adını hatırlamaya çalıştım. Civarlı bir şeydi ama tam adını hatırlayamadım. Hemen telefonumdan araştırmaya koyuldum. Ne kadar aptalca bir hareket! Sanki programın adını bulsam kıza ulaşabilecektim. Yine de onu tekrar görmek istediğimi kendimden gizleyemiyordum. Saatlerce süren araştırmam sonucu elde ettiğim sonuç bir hiçti. Kanalın şafak vaktinde yayınlanan programı bambaşka bir şeydi. Dışarıdaki soğuk bana kalbimi ısıtacak bir hayal mi gördürmüştü?

Ertesi gün yine aynı saatte, onu görmeyi umarak televizyonu açtım. Birkaç dakika sonra gerçekten de ekranda belirdi. Bu kez deniz kenarında bir kayalıkta oturuyordu. Üzerinde yine aynı kıyafetler vardı. Çok uzaklara bakıyordu. Bir geminin gelip kendisini kıyıdan almasını bekler gibiydi. Onun tüm umutsuzluklarını kendime yüklemek istedim. Tanımadığım ve hatta muhtemelen aynı zamanda bile yaşamadığım bir insana karşı hissettiğim bu çaresiz duygular beni duvardan duvara vuruyordu. Bu kez üst köşede yazan programın adını okuma şansım oldu. Civarın Fısıltıları. İlk defa böyle bir program adı duyuyordum. Birazdan ilk işim onu araştırmak olacaktı. Şimdilik gözlerimi ondan ve baktığı uzaklardan alamıyordum. Bir anda bana doğru döndü ve beni gördüğünü hissettim. Az kalsın merhaba diyecektim ki yayın kesildi. Bomboş ekrana bakakaldım. Merhaba diyebilme ihtimalim beni alıp göklere çıkarmıştı. Diyemeyeceğini fark etmek…

Biraz kendime gelince programın adını araştırdım. Gerçekten de böyle bir program varmış ve 1985 yılında yayınlanmış. Programın adı ve yılı dışında başka hiçbir bilgiye ulaşamadım. Bir teması ya da bir anlatımı da yoktu. 1985 yılında yayınlanmış olması da benim bir anda kalbime düşen o kızın eğer yaşıyorsa şu an yetmiş yaşlarında olduğunu ispatlıyordu. Kırk yıl kadar geç kalmıştım. Kendime gelmeliydim. Dikkatimi bir an önce işime verip kalan izin süremi verimli kullanmalıydım. İki gündür program yüzünden yeterince iyi uyumamıştım ve dikkatim çok dağınıktı. Yatağıma gidip kendimi uyumaya zorladım. Güneş doğmaya başlamıştı. Gelen aydınlıkla birlikte kalbim birazcık hafifledi ve uyuyakaldım.

Öğlene doğru uyandığımda kendime bir söz vermiştim. Bugün şafak vaktini uykuda geçirecek ve asla ulaşamayacağım bir kıza aşık olmayacaktım. Gün boyu bu sözün güveniyle rahattım. İki gündür anormalleşen hayatımı yeniden rutine bağlamaya çalışıyordum. Başarılıydım da. Akşam on bir gibi yatağa girdim ve hiç zorlanmadan uyudum. Şafak vakti içimdeki özlemle uyanana kadar çok başarılı olduğumu düşünüyordum. Öyle güçlü bir duyguydu ki karşı koyamadan televizyonun karşısına geçtim. Ve işte oradaydı. Yine aynı hizmetçi kıyafetiyle, tedirgin bir gülümsemeyle. Bu kez daha yakın bir çekim yapılmıştı. Yüz hatlarını ilk defa böylesine yakından görüyordum. O hatlarda yolumu kaybediyordum. Kafasını bana doğru çevirdi. Beni gördüğüne yemin edebilirdim. Birkaç adım daha yaklaştı. Şimdi yüzü ekranı tamamen kaplıyordu. Sağına ve soluna kaçamak bakışlar attı. Büyük bir tedirginlikle iki kelimeyi sesi titreyerek söyledi.

“Kurtar beni!”