Şafak, bu civarın pencerelerinden her zaman biraz geç görünürdü. Çünkü tepeler güneşi kolları gibi sarar, ışığı ağır ağır bırakırdı. Civar köylerden gelen sis, gece boyu taş konakların arasına sızmış, kaldırımların üzerinde gri bir örtüye dönüşmüştü. Şafak sökmeden uyanmak alışkanlıktı burada. Arka sokaktaki büyük evin kapısında, titreyen elleriyle anahtarı çeviren hizmetçi, her zamankinden ağır davranıyordu. Kapı aralandığında içeriden yayılan keskin koku, henüz aydınlanmamış odaların loşluğunda kaybolmadı. Üst kata çıkarken basamakların gıcırtısı sanki kendi kalp atışlarıyla yarışıyordu. Kapının arkasında bir sessizlik vardı ama bu sessizlikte bir tür fısıltı gizlenmiş gibiydi.
Kapıyı hafifçe araladı. Odaya sızan ışık içeridekileri görünür kıldı. Ortada devrilmiş bir sehpa ve parçaları yere saçılmış antika vazoyu gördü. Halının üzerinde geceyi anlatır gibi duran iki kadeh dikkatini çekti. Birinde kurumuş kırmızı şarap lekeleri vardı, diğeri ise hâlâ yarıya kadar doluydu. Yatak düzenliydi, yorgan ve yastıklar tam yerindeydi. Sanki kimse orada uyumamıştı. Bu sessizliğin içinde nefesini bile duyabileceğini düşündü. Adımları sessizdi ama odadaki huzursuzluk onunla birlikte hareket ediyordu.
Mutfaktan gelen tıkırtı irkilmesine neden oldu. Adımlarını dikkatlice aşağıya çevirdi. Taş döşeli koridorun sonunda, arka kapının aralık olduğunu fark etti. Soğuk hava içeri dolmuş, masa örtüsü ince bir rüzgârla hafifçe dalgalanıyordu. Masanın üzerindeki gümüş takımlardan biri yerinde değildi. Sandalyelerden birinin altında çatalın parıltısı dikkatini çekti. Yavaşça eğilip eline aldı. Parmaklarına yapışan koyu kırmızı sıvıyı hissetti. Kan değildi. Şaraptı. Oda, şimdiye kadar hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Hizmetçi gözlerini masanın üstünde dolaştırdı; şişe ortada yoktu. İçindeki huzursuzluk gitgide büyüyordu.
Tam o sırada, üst kattan gelen ağır bir ayak sesi duyuldu. Hizmetçinin nefesi kesildi, kalbi hızlandı. Ayaklar uzun koridor boyunca yavaş yavaş ilerliyordu ki bir anda durdu. Kapının önünde bekler gibiydi. Nefesini tutarak kapıya doğru yaklaştı. Tereddütle kapıyı araladı. Oda, karanlığın içinde boğuluyordu ama halının üzerinde yeni çizilmiş koyu kırmızı bir leke dikkatini çekti. Hizmetçi titreyen eliyle ışığı biraz daha içeri tuttuğunda, odanın köşesinde hareketsiz yatan silüeti fark etti. Bir an için sanki evin kendisi bile nefesini tutmuştu.
Usulca silüetin yanına yaklaştı. Bileğine dokundu. Nabız yoktu. Gözlerini açmaya çalıştı ama odanın kapısından süzülen ilk ışıkları bile solgun yüzünde anlamını yitiriyordu. Nefesini tutmuş, donuk bakışlarla tavana bakarken odayı saran sessizliğin içinde kendisini bir şeyin izlediğini hissetti. Geri çekilirken koridorda beliren gölgeyi fark etti. Ama adım sesleri yoktu. Ağır ve soğuk bir nefes gibiydi.
Koridorun ucundaki gölge hızla yaklaşmaya başladı. Hizmetçi geriye çekildi. Kalbi bir sinek kuşunun kanat çırpışı kadar hızlı atıyordu. Gölge kapıya kadar ilerledi, sonra durdu. Ağır ağır kapıyı araladı. Hizmetçi, kalbi yerinden çıkacakmış gibi atarken arkasına bakmadan koşarak odanın diğer kapısından çıktı. Kapı açıldığında içerideki soğuk hava dışarıya taştı. Dışarıdaki sis evin etrafını içine çeker gibi daha da yoğunlaşmıştı.
Soğuk hava ciğerlerine dolmuştu. Boğazında keskin bir yanma hissetti; sanki ciğerleri kurumaya başlamış gibiydi. Nefes almak zorlaşırken daha da hızlandı. Dar sokakları geçerken arkasından geleni hâlâ hissediyordu. Koştukça ayakları yere değmiyormuş gibi oluyor, her adımında civarın sessizliği içinden yükselen bir uğultuya dönüşüyordu. Ne kadar hızlı koşarsa koşsun, arkasında olduğunu biliyordu.
Nefesi kesilmiş, adımları yavaşlamıştı. Arkasında artık gölgeyi hissetmiyordu. Sis, civarı sarsa da şafağın doğuşunu gizlemeye yetmiyordu. Eski taş duvarların önünde durduğunda gözleri yerdekilere takıldı. Yerdeki kırık cam parçaları, şafak ışığında buz gibi parıldıyordu. Soğukluk doğrudan ayaklarına işliyordu. Yanında, geceye ait koyu kırmızı bir şarap lekesi vardı. Lekeler düzensizdi, sanki orada donup kalmış gibiydi. Hizmetçinin gözleri lekelere takıldı. Sanki o geceye dair söylenmemiş bir sır zeminin üzerinde kanıtlarını bırakmıştı.
Bir an için etrafındaki sessizlik, hiç olmadığı kadar ağır ve korkutucu hale geldi. Hizmetçi, gözlerini kırpıp tekrar baktığında kırık camların ve şarap lekesinin tam ortasında kendi siluetini gördü. Orada olması imkânsızdı. Derin bir nefes almaya çalıştı; nefesi boğazında düğümlendi. O an anladı ki peşinden koşan gölge aslında hep kendisiydi.