Elma Dersem

Hacer Noğman

Elmaları yerden toplarken çürüklerini ayırmaya özen gösteriyordu, çürükler sağlamları da çürütebilir diye içinde biten endişeyi görmezden gelemiyordu, bir kenara ayırsa da çürükleri ne yapar eder sağlamları da çürütürler diye ödü kopuyordu, sağlam elmaları bir kenara bırakıp bir koşu evden kazma küreği kaptığı gibi elma ağacının altına geri döndü, yere bir hışımla bıraktığı elmalar sağa sola saçılmıştı, kimisi çürük elmalara yakın yerde durmuştu, buna canı epey sıkılmıştı, sıkıca tuttuğu küreği bir kenara bırakıp kazmaya koşuldu, alnından dökülen terler toprağa düştü, bir kenara biriken toprak yığını gittikçe yükseldi, çürük elmaları olabildiğince derine gömmek için var gücüyle toprağa vuruyordu, bir kazma, bir kazma ve bir kazma daha, hafif esen yel burnunun ucundaki teri alıp yere çaktı, bunun gürültüsünü topraktaki canlılardan başkası işitmedi, adımları hızlandı onların, kimisi barkını kaybetmenin telaşıyla olay yerinden uzaklaştı kimi ise olanları anlamak için uzaktan öylece onu izledi, bir kenara bıraktığı küreği elime alıp yufka olan toprakları kürekle yığıntının üstüne attı, karıncaya göre koca bir dağ insana göre üzerinden atlaması güç bir yükseklik olmuştu henüz, durmadı, kazmayla devam etti, çürük elmalardan öylesine korkmuştu ki onları olabildiğince derine gömmek istiyordu, biriken toprak yığıntısından gözü kesince durdu, yelin sesi sadece duyuluyordu, şakaklarından inen ter boynundan gövdesine inerken gömleğiyle buluşuyor, ıslak olan yerleri daha da ıslatıyordu, göğe baktı, birkaç güne hasta olacağını bile bile dakikalarca bekledi öylece, yel terini yaladı geçti, yer yer kurumaya yüz tuttu gömleği, bakışlarını gökten çukura çevirdi, şöyle bir kıvranmak istedi, birkaç parçadan ibaret olan kemikleri görmekten korkarak daha derine inemedi, elma ağacına baktı, gayet uzaktı çukura, kemikler toprak altında bu kadar yer değiştiremez diye düşünerek kendini rahatlattı, kazma küreği bulunduğu çukurdan yüksekçe olan bölgeye attı, çukurdan çıktı, çürük elmaları üçer beşer çukura attı, çukurdan çıkmaya çalışırken bazı elmalar ayağının altında ezildi, yüzü ekşidi, yine de çukurdan çıktı, çukuru biriken toprakla kapatmaya başladı, bir kürek, iki kürek derken birikmiş toprağın neredeyse hepsini atmıştı diğer tarafa, yükselti olarak duruyordu orada öylece çürük elmaların birikintisi, sırtını yasladı elma ağacına, yükseltiyi izledi dakikalarca, saatlerce, önündeki sağlam elmalardan tek ısırık alamayacağını bile bile onların çürüyüşünü izleyeceğini düşündü, elmaları orada bıraktı, kazma küreğini kapıp evin yolunu tuttu, insan nasıl en sevdiğini yiyebilir ki?