“Güneş en tepeye vardığında bizim için dinlenme vakti gelmiş oluyordu. Sağolsunlar en azından evden getirdiklerimizi yememize izin veriyorlardı. Ona da birkaç kişi açlıktan ve sıcaktan bayılınca izin verdiler ya neyse. Bu aylar normalde biraz daha serin olurdu ama bu sene çok sıcak. Elma toplama zamanı geldiğinde sevinirdik. Şeftali, kiraz ve ahududuya göre elma toplamak daha kolaydı. Ekime doğru başlardık. En şen zamanlarımız olurdu. Bir taraftan sohbet muhabbet eder bir taraftan da elma toplardık. Geçmiş zaman konuşuyorum çünkü geçen yıl böyleydi. Bu sene daha fazla para vereceği için Soni hanımın çiftliğinde çalışmaya başladık. Vadettiği para ilk zamanlar güzel gelse de canımızı çıkardı. Hiç soluklanmadan çalışıyor, yemek molası dahi veremiyorduk. Bir kere canımız çekti de elma yedik diye bize söylemediğini bırakmadı. Parayı da yevmiyemizden kesti. Neymiş efendim bu elmalar birinci sınıf elmalarmış, yurtdışına gidiyormuş. Bizim onları yeme gibi bir lüksümüz olamazmış. Kısacası siz bu elmalara layık değilsiniz dedi. Alındık tabii, insandık biz de sonuçta.”
İbrahim yorgun bakışlarını Süheyla’ya çevirdi.
“Olayları en başından anlatın derken bu kadar ayrıntı vereceğinizi tahmin edemedim. Sonuca gelsek.”
Süheyla gözlerini devirdi.
“Ama ben bunları anlatmadan siz sonucu anlayamazsınız. Öyle bir insandı işte Soni hanım.”
“Bugünü anlatır mısınız ?”
“Bugünün bir öncesi günü… Bakmayın öyle, bunu anlatmam gerek. Bir önceki gün bizi yine bayılana kadar çalıştırdı insafsız. Mesai bitimine birkaç saat kalmıştı. Ben artık dayanamayacağımı anlayınca kameların görmediği kör bir nokta var, oraya kaçtım. Biraz soluklanayım istedim kötü bir niyetim yoktu.”
Kadın konuştukça polisin gözünde daha çok şüpheli konuma düşüyordu. Şimdilik müdahale etmeyip sadece dinliyorlardı.
“Orada otururken Allah affetsin garipten sesler duydum. Sağıma bakıyorum soluma bakıyorum kimse yok. Ama eminim sesler duyduğuma. Tövbeler olsun dedim, bu çiftlik kesin üç harflilerle dolu. Bir kaçışım var polis ağabey görmen lazım. Gittim arkadaşlara anlattım, tam hep beraber bakmaya gidecektik ki Şeytan hanım bizi yakaladı. Aylaklık ediyoruz sanıp bir de payladı. Ona diyemedim tabii burada sesler var diye. Senin ne işin var orada diye beni doğduğuma pişman ederdi.”
“Eeee bunun konumuzla ne ilgisi var?”
“Yani ağabey demem o ki bence üç harfliler öldürdü kadını.”
İbrahim o an ağlasa mı gülse mi bilemedi.
“Soni hanım ölmedi.”
“Aaaa kadına bak. Görüyor musun ağabey, kötülere gerçekten bir şey olmuyor.”
“Ölse miydi kadın?”
“Yok estağfurullah. Allah bilir onu.”
O sırada İbrahim bir numarayı aradı. Süheyla merakla kulaklarını dikti. Dinlemiyormuş gibi yapıyor ama ne konuşacağını saniyesi saniyesine merak ediyordu.
“Alo Mustafa. Yanıt geldi mi diğer operasyondan? Hımm. İki olayın bağlantılı olma ihtimali var. Evet ben senden haber bekliyorum. Yanıt gelir gelmez. Tamam.”
Süheyla eteğinin desenlerini incelemeye konulmuştu.
“Evet bu sabahı anlat.”
“Doğru ağabey onu unuttum. Biz bu sabah arkadaşlarla beraber geldik çiftliğe zaten. Bizim bir servisimiz var sabah bizi bırakır akşam alır. Neyseki yolu düşünmek zorunda değiliz. Yoksa bu kadar eziyete değer miydi?”
“Evet servis bıraktı. Sonra?”
“Çiftliğe girdik biraz girişte bekledik. Çünkü normalde Soni hanım gelir bize bir sabah uyarısı yapar. O gelmeyince kararsız kaldık. Direkt bahçeye geçsek gelince kızma ihtimali vardı çünkü. Sonra dayanamayıp korka korka bahçeye gittik. Ben yorulunca yine o kameranın olmadığı yere gittim dinlenmek için. Bir de ne göreyim Soni hanım orada yatıyor. Başından kanlar akmış. Sonra ben çığlık kıyamet çağırdım herkesi. Öldü sandık. Hemen ambulansı aradık tabii. Onlar Soni hanımı aldılar, siz bizi.”
“Herkes bu kadar nefret ediyorsa belki de ortadan kaldırmak istediniz kadını. Kaza süsü verdiniz. Olamaz mı?”
“Olur mu öyle şey ağabey. Ekmek yediğimiz kapı orası. Ne kadar kötü olursa olsun, ekmek yediğimiz kapıya öyle bir şey yapamayız. Doğrusu kırıldım böyle düşünmene.”
Süheyla’nın suratı asılmıştı.
“Biz herkesten şüphelenmek zorundayız. Alınacak bir şey yok bunda.”
Süheyla gözlerini devirip eteğinin desenlerini incelemeye koyuldu.
“Peki husumeti olan biri var mıydı Soni hanımın? Aklınıza gelen şüphelendiğiniz biri?”
Süheyla tripli konuştu.
“Valla polis ağabey tabii bu soruların cevaplarını bulmak da sizin göreviniz ne diyeyim. Niğde küçük yer. Olsa duyardık herhal.”
İbrahim içinden ya sabır çekerken başka bir polis içeriye girdi.
“Uyandı.” dedi heyecanla.
İbrahim de bu habere heyecanlandı. Soni hanım tanınan birisi olduğu için üstlerinin baskısı üzerindeydi.
“İfade verdi mi?”
“Evet. Olay biraz farklı. Toplantı salonuna geçelim.”
“Tamam sen geç geliyorum. Süheyla hanım teşekkürler. Sizleri biraz daha misafir edelim. Eğer sizle ilgili bir durum yoksa birazdan gönderilirsiniz.”
Süheyla başıyla tamam işareti yapıp arkadaşlarının yanına geçti. Meraktan içi içini yiyordu. Bir ara çay götürme bahanesiyle içeri girsem mi diye de düşündü. Biraz düşününce yapmadı tabii. Birkaç saat sonra gidebilecekleri söylendi ama herhangi bir bilgi vermediler. Süheyla günlerce meraktan uyuyamadı. Yaklaşık bir hafta sonra olay haber siteleri aracılığıyla halka duyuruldu. Mumya bulmak umuduyla kazı yapan bir grup yanlışlıkla Soni hanımın bahçesine çıkmıştı. Hazır buraya kadar gelmişken boş dönmeyelim deyip kasa kasa elma taşımışlar. Sonuncu seferde de Soni hanımla karşılaşmışlar ve düşmesine sebep olmuşlar. Daha sonra da korkup kaçıp gitmişler. Süheyla orada duyduğu seslerin sebebini şimdi daha iyi anlıyordu. Ne kadar da yanlış yorumlamıştı.
Bir hafta sonra Soni hanım yeniden Süheyla ve arkadaşlarını iş için çağırmıştı. Bu kaza belki birazcık olsun onu değiştirmiştir ümidiyle kabul ettiler. Yeniden çiftliğe gittiklerinde Soni hanım onları kapıda karşıladı. Onu buldukları için teşekkür etti. Ohhh dediler, gerçekten de kaza onu değiştirmişti. Soni hanım iş için bahçeye gidebileceklerini belirtince oraya doğru yöneldiler. Uyarı almadıkları için mutluydular. Ama biraz erken sevinmişlerdi. Onlar yolu yarılamadan Soni hanımın sesi onlara yetişti.
“Sarı elmalar hassastır biliyorsunuz. Dikkatli olun, sakın el izi olmasın!”