Kökleri kayalıkların üstünde tam gücü ile tutunuyor. Gövdesi kalınca olduğundan güçlü duruyor. Dalları tüm göğü sarmalıyor. Cennetteki bu ağaç varlığı ile varlığı tanımlıyor. Ağacın üzerinde bir meyve bakanı cezbediyor. Adem Havva'nın gönlüne girmek için günaha meyletti. Elmanın iki yarısı olan insan bir elma ile macerasına başladı. Elma aslında günah değil insanın insana meyili. Günah insanın insana meyili midir? Yoksa insanın insana olan meyili mi insanı günaha götürür? Yasak olan elma mıydı? Meyil miydi?
Mesleğinden ötürü arkeologlarla çalıştığı çok olurdu. Feyruz kendine has bir insandı. Doğulu ritmi onun varlığında kendini gösterirdi. İnançlarla, umutlarla, hüzünlerle ve müziklerle doluydu. Yaşamın acımasızlığına karşı o pek merhametliydi. Doğulu olmak kolay değildir. Her zaman aydınlanması, kurtarılması gereken aciz, cahil ve tutsak muamelesine maruz kalır. En üzücüsü doğulularda buna inanır. Kimliğe duyulan nefretin mantığı yoktur. Çünkü nefretin bir mantığı yoktur. Kendi dışındakinin varlığını kabul edemeyen sığ varlıkların cehaletinden doğan korkuların nefrete dönüşmeseydi.
Aydınlanmak adında kimliğine yabancılaştırıldı. Bu onun ruhunu köreltti. Ruhunda ve aklında olan bu körelme ona derin ızdıraplar verdi. Hayatta dönüşümler her zaman ileriye doğru olmaz kimi zaman dipten yükseğe bir dönüş kimi zaman yükseklerden dibe doğru bir dönüşüm gerçekleşir. Ama kime göre aşağı kime göre yukarı sorusunda kişinin cevabı başka yukarılar değil bizim yukarıda olan bizi ilgilendirmemeli olmalıdır. Onun dönüşümü de böyleydi. Farklı bir alana yöneldi. Dinler Tarihi alanında uzmanlaştı. Alanında kendi olarak doğulu olarak başarılı oldu.
Son zamanlarda üzerine yoğunlaştığı bir yazısı onun aklını çok kurcalıyordu. Elma, kadın, erkek, günah, başlangıç… Anlatıda ilk günah Adem ve Havva'nın elmayı yemesiyle başlıyor. Günaha giren iki varlık dünyaya gönderiliyor. Böylece tarih başlıyor. Kimi anlatılarda bir vücut olan Adem ve Havva günahtan sonra ayrılıp dünyaya yollanıyor. Peki buna ne sebep oluyor? Kadın ve erkek birbiri için yaratılmış. Kadın ve erkek bir vücut yaratılmış. Kadın ve erkek birbirini aramakla cezalandırılmış. Kadın ve erkek yasağı çiğnemiş. Birbirlerine olan meyillerinden yasağı çiğnediler. Yaradan elbette biliyordu. Başlangıç olan bu günah insanların birbirlerine kaçanılmaz meyili miydi? Kadın mıydı günaha teşvik eden? Yoksa erkek miydi kadının gönlüne girmek için günaha giden? Elbette olan olmuş elma yenmiş tarih başlamıştı. Yanıt aramanın ne gereği vardı? Yaşamaya ne gerek olduğu gibi. Fakat insanlığın ilk anlatısının bugün dahi toplumlar, cinsiyetler üzerinde tartışılmaz bir etkisi vardı. Anaerkil ve ataerkil yapılar aslında temelde buradan başlar. Buraya yeni bir soluk getirmek istiyorlardı. Kadın günaha sokan şeytani bir varlık olarak algılanması yahut erkeğin ilkel, aptal bir varlık olarak tanımlanması artık yetersizdir.
Bu düşüncelerine bir yanıt ararken bir antik şehir kazısına katıldı. Bu kazı doğunun çorak bir kentindeydi. Çorak denildiği zaman ağaçsız sanılmasın. Sarı toprakların üzerinde yeşil ağaçların olduğu bir yerdi. Bu şehir elması ile meşhurdur. Kazı alanın yanında büyük bir elmalık vardı. Kazı alanına gittiğinde orada bulunan ekiple tanıştırıldı. Aralarından bir tanesinin gözlerinde yıldızlar gördü. Hoş olmuştu. Bir meyletmişti. Her zaman katı bakan gözleri yumuşamıştı. Tanıştığı bu çocuğu yakından izler oldu. Farkında olmadan konuşmasına, bakışına, hareketlerine, sesine ona çekiliyordu. Ama en çok gözlerini takip etti. Gözler insanın insana olan evidir.
Bir insana bu denli çekileceğini hiç düşünmezdi. Her an aklında ve kalbinde birinin olabileceğini hiç düşünmezdi. Uyanıkken, uyurken her anında. Derin uykulardan uyandığı en ufak kesintilerde bile bekler olmuştu. Onu düşünür olmuştu. Dualarında, dileklerinde, müziklerinde her yerde o vardı. Gözler bu kadar mı insanı insana hapsederdi? Bilemedi. Beklemek bir ses, bir bakış, bir adım ne kadar da zordu.
Bir akşamüstü kazı alanından bir kişi ile birlikte çıktılar. Elmalığın yanında yürüdükleri bir temmuz akşamıydı. Hava tatlı gece sessizdi. Bir ağaca uzandı. Sahibinin tanıdık olduğunu helallik isteyeceğini söyledi. Oradakilere elma verdi. Feyruz için ise seçtiği elmayı en son ona verdi. Feyruz’un uzanma niyeti yoktu. Kendisine elma uzatacağını düşünmemişti. Feyruz dedi uzattı. Feyruz hayatı boyunca hiç başkasının bir şeyine uzanmayı bırak göz ucu ile dahi bakmamıştı. Onun gözlerine bakınca uzattığı eline uzandı. O akşam buldu yanıtını insanın insana meyiliydi her şeyi başlatan. Elma bahanesiydi.