Güneş ülkesinde gün doğumuyla yıkım ortaya çıktı. Dumanlar evlerin bacalarından değil duvarlarından yükseliyordu. Birçok bina çökmüş, harabeye dönmüştü. Sürekli çalan siren sesinden başka hiçbir ses yoktu etrafta. Yalnızca bazı tiz çığlıklar belirli aralıklarla duyuluyordu.
Güneş ülkesi, bereketin, saadetin şehriydi. Kutsaldı. Güneş kadar gerekti bu dünyaya. Bu yüzden ismi Güneş’ti. Su gibi aziz ve berraktı taa ki Ateş onu yakana kadar.
Ateşliler bir gün yüzyıllardır var olan Güneş ülkesine gelip ‘Burası bizim!’ dediler. Evleri zorla boşalttılar, çıkmayanları, direnenleri vurdular. Çocuklar henüz Güneş ülkesinin sokaklarında oyun oynayamadan Ateş ülkesinin zindanlarına düştüler. Yok oldular.
Ateş ülkesi zengindi. Dünya’nın ,tıpkı Ateş ülkesinin yaptığı gibi, başka ülkeleri sömürerek zengin olmuş ülkeleri Ateş ülkesine yardım ediyordu. Güneş ülkesinin ise tek varlığı ona doğrultulan silaha karşılık attığı çakıl taşıydı.
Elbet bir gün Güneş’i de Ateş’i de var eden yaratıcı bunların hesabını soracaktı. Çünkü ağlayan çocukların, çaresiz annelerin, silahtan çıkan kurşunun, hastaneye düşen bombanın, evlerden yükselen dumanın, yeryüzüne düşen gözyaşının ve gökyüzünü delen çığlıkların elbet söyleyecek bir şeyleri vardı.
Fakat bu onların öyküsü değil. Bu Uluslararası Yüksek Mahkeme yargıçı Santino’nun sandalyesinin öyküsü.
***
Santino o sabah her zamanki gibi altı buçuk alarmına uyandı. Homurdanarak kalktı ve pencereye bakıp iyice soğumuş havayı hissederek bugün işe gitmemeyi diledi. Fakat Santino’nun işe gitmemesi mümkün değildi. Özellikle de tam bu zamanlarda…
Yaklaşık üç aydır Güneş ülkesi ve Ateş ülkesi bir savaştaydı. Santino bu duruma ‘Savaş’ derdi çünkü Ateş ülkesinin yaptıklarını haklı bulurdu. Sırf bu yüzden Güneş ülkesinde ölenler için slogan atan insanların üzerine polis yağdırmıştı. Güneş ülkesinde yaşananlara insanlık suçu demezdi. Ateş her zaman haklıydı.
O sabah hazırlanmadan önce kendine güzel bir kahvaltı hazırladı. Kahvaltısını yaparken televizyonu açtı ve sabah haberlerine denk geldi. Yine birinci sayfa haberleri Güneş ülkesindeki son durumdu. “Hoff!, geeeç!, onu da geeç!, bu da değil!, off!, kapatt!,”.
Sabah haberleri ona istediği bilgileri vermiyordu. Keyfi kaçtı. En iyisinin artık hazırlanmak olduğunu düşünerek kalktı. Tam o sırada mahkeme raportörlerinden birinin onu aradığını gördü.
“Alo, buyrun.”
“Efendim, bugün yapılacak olan tasarı onayının üst kurula iletilmesi de gün içerisinde gerçekleşeceği için saati erkene çekildi. Oylama bir saate başlayacak, haberiniz olsun.”
“Tamam.”
Üst kurulun acelesi neydi, diye düşündü durdu. Yarın ya da başka bir gün tasarıyı incelese olmaz mıydı? Hazırlanırken, evden çıkarken ve iş yerine varırken aklında hep bu vardı.
Mahkemeye yaklaştığı vakit sokakta bir hareketlenmenin olduğunu gördü. İnsanlar delicesine sloganlar atıp bağırıyorlardı.
“Güneş’e özgürlük!”
Bu insanlardan nefret etti Santino. Kalabalığın yanından geçerken arabanın camını aralayıp “Ne yapsanız boş! Ülkeniz Ateş’in yanında!” diye bağırdı ve oradan uzaklaştı. Bu yaptığı bir nebze olsun içini rahatlatmıştı.
Mahkeme toplandı. Yirmi beş yargıçtan oluşan Yargıçlar Genel Kurulu bugün tasarının oylanması için büyük ve yuvarlak masanın etrafında onlara ayrılan sandalyeye oturacaktı. Santino geldi ve yerine oturdu. Bir aralık arkadaşı sessizce yanına gelip ona hangi oyu kullanacağını sordu. Dudağının sağ tarafını kıvırarak bir gülüş attı ve “Benim oyum belli!” dedi. Arkadaşı oradan uzaklaştı.
Tüm yargıçlar gelince başlandı. Santino önündeki dosyayı inceliyordu. Güneş ülkesindeki zor koşulların varlığı, Ateş ülkesinin savaş suçu işlemesi… Liste oldukça uzundu.
Santino sandalyenin sallandığını fark etti. Herkes dosyaya odaklandığından değiştirmeyi talep edemedi. Ama sandalye sistematik bir şekilde sallanıyordu. İçinden “Dursana be sandalye” diyordu işe yaramayacağını düşünse bile.
Oylama başladı. Ateş ülkesinin işlemiş olduğu suçlardan dolayı yargılanmasının Üstün Kurula iletilmesi oylanacaktı. Yargıçlar birer birer kalkıp konuşma yaparak sonunda “Evet” ya da “Hayır” oyu kullanıyordu. Ayrıca mahkemeyi izleyen bir grup insan da vardı. Onlar Güneş ülkesini destekleyen direnişçi gruplardı. Son zamanlarda sayıları giderek artıyordu.
Mahkemeden “evet-hayır” oyları birer birer yükselirken Santino’nun başka bir problemi vardı. Bu sandalye durmuyordu. En sonunda sandalyeye eğilerek “Dursana be!” dedi. Şaşkındı. Çünkü sandalye durmuştu. Kurtulduğunu düşünürken sandalye yine sallanmaya başladı. O sırada Santino’nun arkadaşı evet oyu kullanmıştı. Santino ona nefretle baktı. Onun beyninin yıkandığını düşünüyordu.
Santino baktı ki sandalye biraz laftan anlıyor sessizce ona durmasını telkin etmeye başladı. Sandalye durup durup tekrar başlıyordu. Bu anlamsız olay Santino’yu çok şaşırtmıştı.
Mahkeme sona doğru yaklaşıyordu. Yirmi dört yargıçtan on bir tanesi evet oyu, on bir tanesi de hayır oyu kullanmıştı. Gerginlik artıyordu çünkü baş başa giden bir oylama mevcuttu. Sırası gelen yargıç kalkarak konuşmasını yaptı ve hayır oyu kullandı. Ardından bir yargıç kalkıp evet oyu kullandı ve oylamayı eşitledi.
Gözler Santino’nun üstündeydi. Çünkü Santino bu eşitliği bozacak ve Üstün Kurul’a iletilecek olan Yargıçlar Genel Kurulu’nun kararının ne olduğunu belirleyecekti.
Santino ayağa kalktı ve düzgünce dinleyemediği konuşmaların ardından kendisi konuşmaya başladı. Santino konuşurken sandalye dizlerine vuruyor ve canını acıtıyordu.
“Güneş ülkesinde yaşananlar haklı bir davanın sonucudur. Taak taak tak. Ateş ülkesi ona ait olanı almak için orada varlığını sürdürüyor. Taak taak. Güneş ülkesi derhal karşı koymayı bırakmalı ve istenilen bölgeleri boşaltmalıdır. Taak tak taak! Ateş ülkesinin başlattığı şeyi sürdürmeye AAHH! hakkı vardır. YETER BE SANDALYE!”
Mahkeme üyeleri şaşkın şaşkın Santino’ya baktı. Santino herkesten özür diledi. Garip bakışların altında konuşmaya devam etti.
“Bu nedenledir ki Üstün Kurul’a iletilmesini istediğim oy hayır oyudur. Benim oyum hayırdır. “
Tam o sırada mahkemede büyük bir gürültü oldu. Yargıçların son gördüğü Santino’nun havalanıp yuvarlak masanın üstüne düştüğüydü. Düşmenin şiddetiyle masa kırılmış ve Santino masanın içine girmişti. Herkes telaşla ayaklandı ve anlamsız olay karşısında ne yapacaklarını bilemediler. Yargıçlardan kimisi sandalyenin başına gelmiş ne olduğuna bakıyordu. O esnada sandalye daha düşük bir şiddetle sallanmaya devam ediyordu. Güvenlikler geldi ve sandalyeyi dışarı çıkardılar. Bir sağlık ekibi çağırdılar ve Santino’yu sakinleştirmeye çalıştılar.
Günün sonunda oylar geçersiz sayıldı ve kurulun ileri bir tarihte tekrar toplanmasına karar verildi.
Dünya gezegeni böyle bir yerdi. Santino’nun başına gelen ne kadar anlamsızsa çocukların küçük yaşta silahla tanışması da bir o kadar anlamsızdı. Ve Güneş’in de Ateş’in de yaratıcısı haksızlığın haddini bir sandalyeyle bildirdiği gibi bir gün Ateş ülkesinin de haddini bildirecekti.