Vera Nehrinden Gelen İsimsiz
At satıcısı Pavlo bir sabah uyandığında o günün de öncekiler gibi olduğunu düşünüdü. Henüz bilmediği bir şey vardı. Amansız bir hastalığın onu çepeçevre sardığından habersizdi. Ağzında bir mırıltıyla yatağından kalktı ve hazırlandı. Bugün elindeki son atları da sahiplerine teslim etmesi gerekiyordu.
Annesini evde bulamadı. Daha sonra aklına onun bu sabah erkenden komşularıyla ceviz toplamaya gideceği geldi. Ama annesi ceviz toplayacağı sepeti almamıştı. Bunu pek düşünmedi. Döndüğünde onu evde bulmayı umarak yola koyuldu. Havalar soğumuştu ve eve geldiğinde iş yorgunluğunun üstüne sıcak bir anne çorbası iyi gelebilirdi.
Dün gece yağmur yağdığından Kiana kasabasının sokakları ıslaktı. Sonbaharın yerlere savurduğu yapraklar da yağmurla yere yapışmıştı. Kiana kasabası bu mevsimde canlı olurdu. Tacirler ilkbaharda gittikleri Çin’den dönmek için Kiana kasabasından geçerlerdi. Pavlo sahip olduğu işi bu yüzden seviyordu. Kervanlara lazım olan en önemli şey attı. Bu yüzden Pavlo’nun işleri iyi olurdu. Kazandığı paranın bir kısmıyla annesiyle yaşadığı evi geçindirir, bir kısmını da sevdiği kız Alyona’yla evlenmek için saklardı.
Alyona babasının onu evlendirmek istediğini, Pavlo’nun elini çabuk tutması gerektiğini söylemişti geçen gün. Pavlo parasını tamamlamak için son bir kış daha beklemesini istedi. İkisi de birbirini çocukluktan beri tanır ve severdi. Pavlo için Alyona’nın mavi gözlerine bakmadığı bir gün iyi geçmiş sayılmazdı. Bu yüzden Pavlo’nun hayattaki tek amacı Alyona ile evlenebilmekti.
Aklında akşam içeceği çorba ve sevdiği kızın söyledikleri ile beraber kasabanın taş kaldırımından yürüdü. Çarşı kalabalıktı. Manav Petro’ya bir selam vermek için durdu ve içeri girdi. Petro yaşı elliyi geçmiş iri bir adamdı ve Pavlo’nun en iyi arkadaşıydı. Yaşının büyük olmasından Pavlo’ya bir abi gibi davranır, onu dolandırıcı tüccarlardan korurdu.
Pavlo selam vererek içeri girdi. Üç gündür buraya uğramadığı için Petro’nun ona sitem etmesini bekledi ama Petro’nun tek söylediği şey “Ne istiyorsunuz?” oldu. Pavlo anlamadı. “Ne yani iki üç gün uğramadık diye bizi unuttun mu?”
Petro kendine yakın davranan bu genç adamı anlayamadı. Onunla ne zaman tanıştığını hatırlayamadı. Boş gözlerle bakarak bir açıklama bekledi. “Petro sen iyi misin?”
Petro, ismini duyunca dikkatle başını kaldırdı. “Adımı kim söyledi?” Petro şimdi anlamıştı. Bu adam geçen gün dükkanın camını indiren haydutların adamıydı. Böyle adamlar hep dolanır, para koparmaya çalışırdı.
Petro’nun gözleri iyice büyüdü. Sinirlendi ve doğruldu. Eline süpürgeyi aldı “Derhal buradan kaybol!” diye çıkıştı. Petro hem bağırıyor hem de elindeki süpürgeyle Pavlo’ya vuruyordu.
Bağırış seslerine diğer dükkan sahipleri de geldi. Petro tanımadıkları bir adamı hırpalıyordu. Onlar da Petro’ya destek çıktılar ve Pavlo’yu iyice dövdüler.
Pavlo, paltosunun düğmeleri kopmuş, dudağı kanamış bir halde çarşıdan çıktı. Yaşadığı şeye anlam veremiyor, Petro’ya küfürler savuruyordu. Petro onun dostuydu. Nasıl olur da ona böyle davranırdı? Üstelik onu dövmüştü. Anlayamadı. Aklını kaçıracak gibi oldu. Perişan haldeydi. Tam o sırada Alyona’nın şerbet sattığı dükkanın önünden geçtiğini fark edemedi. Yokuşu inerken Alyona onu camdan görüp ardından koştu. “Pavlo ne oldu sana?”
Pavlo’nun gözleri ışıldadı. Onu hatırlayan biri vardı. Alyona’ydı bu. Hemen ona koştu. Olanları anlattı. Petro bu zalimliği nasıl yapar bilmem dedi. Alyona ,Pavlo’nun konuşurken canının acıdığının farkındaydı. Babası henüz işe gelmediği için onu dükkana götürdü ve pamukla yaralarına pansuman yaptı. Pavlo biraz olsun iyileşmişti. Bunu çözecekti. Neler olduğunu anlaması gerekiyordu ama bugün değil. Daha fazla dayak yiyemezdi.
Alyona’nın ellerini zar zor bırakıp işine gitti. Bugün işlerin iyi gideceğini düşünmüştü ama öyle olmadı. Gelen kervanlardan birinin yolda kaza yaptığını öğrendi. Beklemenin bi anlamı yok diye düşünüp dükkanı kapattı. Zaten yorgun ve yaralıydı. Annesinin sıcak çorbasını içip kafasını toparlayabilirdi.
Evin bahçe kapısından girdiğinde kapının önünde bir kalabalık olduğunu gördü. Biraz daha yaklaştıkça annesinin eşikte ağladığını fark etti. Kötü bir şey olduğunu anlayıp koşarak kalabalığın arasından sızdı. “Anneciğim neyin var?”
Kadının gözleri yerinden çıkarcasına açıldı. “İşte bu! İşte bu adam dostlar! Dün gece evime girip yatan bu adam!” Mahalleli bağırmaya başladı. Pavlo aklını yitirecekti. “Anne ne diyorsun? Hadi evimize girelim.”
“Bana anne diyor yetişin dostlar. Sabah kendimi zar zor dışarı attım. Söyle bakayım utanmaz düzenbaz evimde ne işin var?” Kadın hâlâ bağırıyordu.
Pavlo komşulara baktı. Birisinin bu saçmalığa dur demesini bekledi. Ama karşılaştığı ilk şey yan komşunun eline aldığı sopa oldu. Kasaba halkı onu ortalarına alıp dövmeye başladı. Pavlo acı içinde kıvranıyor birinin ona el uzatmasını bekliyordu. Halk sinirliydi çünkü dul bir kadının evine yabancı bir erkeğin girmesi ahlaksızlıktı. Kiana Kasabası’nda ahlaksızlığa yer olamazdı.
Bu kötülüğü duyan tüm ahali oraya toplanmıştı. Pavlo’nun ağzından ve burnundan kanlar geliyor, artık hissetmiyordu.
Kalabalıktan gür bir ses “Durun!” dedi. Herkes sesin kimden geldiğini görünce sopaları attı ve başlarını öne eğdi. Yüce bilge Zakhar’dı bu. Önemli bir şey olmadıkça kasabanın ucundaki kulübesinden çıkmazdı. Kimse geldiğini fark etmemişti. Yüce bilge Zakhar sessizce Pavlo’yu yerden kaldırdı ve tek bir kelime dahi etmeden oradan uzaklaştı.
(…)
Pavlo gözünü açtığında derme çatma bir kulübede loş bir mumun altında yatıyordu. Bir süre ne olduğunu anlayamadı. Ardından yaşadıkları bir cehennem gibi gözünün önünden geçti. Ağlamaya başladı. Zar zor doğruldu ve yaralarına baktı.
O sırada kapıyı kahverengi bir köpek araladı ve Yüce bilge ardından içeri girdi. Pavlo daha önce bilge Zakhar’ı hiç görmemişti ama kasabada dolaşan efsanelerden yola çıkarak tahmin etti. “Sen Yüce bilge Zakhar mısın?”
Yüce bilge başını evet anlamında salladı. Konuşmaya tenezzül etmedi.
“Noluyor bana? Niye buradayım? Neden bunları yaşadım?”
“Hastalık seni buldu delikanlı. Unutulma hastalığı seni buldu. İnsanlar seni unutuyor. Yavaş yavaş siliniyorsun onların hafızasından.”
“İyi de neden? Benim ne suçum var.”
“İnsanların ceza çekmesi için suç işlemelerine gerek yok delikanlı. Biz öyle bir dünyadayız.”
“Ne yapmam gerekiyor? Annem, arkadaşlarım beni nasıl tekrar hatırlayabilirler?”
“Artık elinden bir şey gelmez. Git ve başka bir yerde kendine yeni bir hayat kur onlar da seni unutana dek!”
Pavlo bu duydukları karşısında bir çocuk gibi ağlamaya başladı. Yüce bilge Zakhar elini Pavlo’nun omzuna koyarak “Henüz seni unutmayanlarla vedalaş.” dedi.
Pavlo o kulübeden nasıl çıktı, çarşıya kadar nasıl koştu bilinmez. Ağrıları, yaraları geçmiş gitmişti sanki. Şerbetlerin başında duran Alyona’yı gördü. Onun unutmamış olmasını diledi. Belki o unutmamışsa bir çaresini bulurlardı. Yeter ki o unutmasındı.
Dükkandan içeri girip “ Alyona!” dedi. İki çift mavi göz parlayarak Pavlo’ya baktı. “Buyrun, ne çeşit şerbet istersiniz?”
Pavlo sessizce Alyona’ya bir süre baktı. “Hayır!” dedi. “Sen unutmuş olamazsın.”
Kız bir anlam veremedi. Sonra Pavlo sahip olduğu tek şeyi, hislerini kalbine hapsedip usulca uzaklaştı. Alyona kendini eksik hissediyordu. Hayatında bir gariplik vardı ama bunun az önceki yabancıyla alakalı olabileceğini düşünmedi.
Pavlo perişan halde Vera Nehri’nin kenarına gitti. Uzunca bir süre öylece ağladı. Kendine bir faydası dokunmayacağını hissetti. Kimsenin ona bir faydası dokunmayacaktı. Yağan yağmurun suyuyla çağlayan nehre baktı. Son kez ciğerlerinin sonuna kadar doldurdu göğsünü ve kendini nehre attı.
(…)
Vera Nehri’nin kenar kasabalarından birinde bir sonbahar günü ceset bulundu. Yirmili yaşlarda bir delikanlıydı. Bedeni nehrin kıyısına vurmuştu. Kasaba halkı bu kimsesiz gence üzüldü ve ona bir mezar yaptı. Mezar taşında ise bir yazı yazıyordu: Vera Nehri’nden gelen isimsiz.
Yıllardır o mezarın yanından insanlar gelip geçti. Bu isimsiz mezarın kime ait olduğunu bilmediler. Bir evinin, ailesinin, arkadaşlarının, sevdiği bir kızın olduğunu bilmediler. Onların gördüğü tek şey kubbelenmiş bir toprak parçasıydı.