Cennet Kuşları

Saliha Çolak

Binlerce hatta yüz binlerce beyaz kuş bana doğru geliyor. Çok güzel hissediyorum. Cennette miyim?

Bu sabah babamla sabah namazı için camiye gittik. Aslında benim ayılmam biraz zaman aldığı için camiye birazcık koşarak gittik. Babam “Muhammed bir daha uyanmamazlık etme!” Gibi cümleler savuruyor aynı zamanda koşuyordu. Zaten abdestten sonra yüzümü silemeden çıkmıştık ve koşarken rüzgar beni oldukça üşütüyordu ama şu an buna aldıramazdım.

Caminin girişinde beyaz bir tahtanın olduğunu fark ettim ama acele etmeliydik o yüzden ne yazdığını okuyamadım. Namazımızı kıldıktan sonra babam cami eşrafıyla bir şeyler konuşmaya başladı. Ben onu bir kenarda beklemeyi tercih ettim. Bu esnada gece gördüğüm rüyamı düşünebilirdim. Daha önce hiçbir rüyamda bu kadar huzurda hissetmemiştim. Aa unuttum. Girişteki tahtada ne yazıyordu? Hemen çıkıp tahtaya baktım. Zaten büyük olan harflerin daha büyük haliyle “VEFAT EDENLER” yazıyordu. Neden böyle bir şey yazmışlardı ki? Ben bunu düşünürken babam elimden tuttu ve camiiden çıktık. “Baba girişte neden öyle bir yazı yazıyor ki?” “Bundan sonra böyle.” “İyi de neden?” “İnsanlar kimin öldüğünü daha iyi tanısın diye.” Pek mantıklı bulmamıştım ama babam durgundu. Canı sıkılmış gibiydi. Daha fazla üstüne gidip beni azarlamasını istemezdim o yüzden sustum. Babama araba almaya gidecek miyiz diye soracaktım ki babam beni diğer tarafına geçirdi ve ona iyice sokularak sesimi çıkarmamamı söyledi. Bir araba yaklaşıyordu. Araba yaklaştıkça babamın omzumda olan eli beni daha çok sıkıyordu, daha çok, daha da çok, daha da… derken araba yanımızdan geçti. Babam hâlâ durgundu.

Kuşlar çok fazla, sayamıyorum. Ama bana doğru uçuyorlar. Çok mutluyum. Hatta kahkaha atıyorum. Neresi burası? Cennette miyim?

Annem sofrayı kurmuş bile. Yardım etmek için ekmeği de ben getirdim. Başımı okşadı, yanağımı öptü. Ona rüyamı anlatacaktım ama küçük kardeşimi öpüp uyandırmam gerekiyordu. Aceleyle odaya koştum. Ohh uyanmamış. Daha çok küçük olduğu için çok güzel kokuyor. Annem cennet kokusu diyor bu kokuya. Cennet böyle güzel kokuyorsa gitmek istiyorum.

Kardeşimi uyandırdım ve kıyafetlerini değiştirdim. Yüzünü yıkayıp sofraya geçtik. Sofrada babam anneme “Çok sık dışarı çıkmayın.” Dedi. Annem “Peki ya sen? Araba alacaktın. Hâlâ alacak mısın? Biraz beklemeli miyiz?” Evet evet araba. Babamla araba almaya gidecektik. Kırmızı bir araba istiyordum. Babam geçen gün söz verdi. Alacak kırmızı arabayı. “Ben gider alırım.” Dedi. Dünyam başıma yıkıldı. “Baba ben de gelecektim.” “Sen gelme.” Dedi babam. “Tehlikeli” dedi. Neden tehlikeli olduğunu bilmiyordum. Biraz ağladım ve ben ağlayınca küçük kardeşim de ağladı. Diğer kardeşlerim arabaları benim kadar sevmediği için pek konuşmadılar ama babam ağlamamıza dayanamadı ve sonunda ikna oldu. Beni de götürecekti. Bu haber rüyamdan sonra bu sabahki en güzel şey!

Kuşlar bana iyice yaklaştı. Elimde bir araba var, kırmızı. Onu bırakıyorum çünkü kuşları tutmak geliyor içimden. Keşke birini tutabilsem. Şahane görünüyorlar. Daha önce böyle güzel kuş görmedim. Nereye gelmişim böyle? Cennete mi?

Öğle yakını yan komşumuz Hatice ablaya elindeki yükleri taşıması için yardım ediyordum ki babam seslendi: “Muhammed namaza gideceğiz. Abdest al.” Sabahki koşuşturmayı yaşamamak için hemen eve dönüp abdestimi aldım ve babama yetiştim. Babam son günlerde elimi sıkı sıkı tutuyordu. Cami kalabalıklaşmış. Girişteki beyaz tahta sabahki kadar beyaz değil. Bazı isimler yazılmış. Babamla içeri giriyoruz. Kuran sesleri, ağlayışlar… Cenaze namazı kılacakmışız meğer. Ben son günlerde olanlara anlam veremiyorum. Bazen sokaktan babamın bu insanlar kötü dediği insanlar geçiyor. Hatta geçen gün uzaktan birinin elinde silah gördüm. Kötü insanlar neden silah taşıyor? Onlar hemen gitsin istiyorum. Onlar yolları sürekli keserse alacağımız arabayı süremeyiz. Bundan çok korkuyorum ama babama bir şey demedim. O da korkup üzülebilir.

Kuşlardan birini tuttum. Sonra biri de sağ omzuma kondu. Sol omzuma, başıma, her yerime konmaya başladılar. Yakından daha parlaklar ve onlar bana dokundukça ben de parlıyorum. Neredeyim gerçekten? Cennette miyim?

Birkaç gündür gittiğimiz vakit namazlarında cenaze namazı da kılıyoruz. O beyaz tahta pek de beyaz değil. Sürekli siyah kalemle üstüne isimler yazılıyor. İnsanlar ağlıyor. Korkmaya başlıyorum ama belli etmemeliyim. Küçük kardeşim de korkar sonra. Ya bebekler korkunca kokuları gidiyorsa?

Babamla sonunda arabayı almaya gidiyoruz. Bir arabaya bindik ve biraz gittik. Sonunda gelmiştik. Ama o gün orada istediğimiz araba yoktu. Babam “haftaya yine geliriz.” Dedi ama çok üzülmüştüm. “İnşallah haftaya araba orada olur.” Dedim ve geri dönmek için yola koyulduk.

Bir anda o kötü adamlar karşımıza çıktı. Babam beni tuttu ve koşarak bir varilin arkasına saklandık. Babam beni sıkı sıkı tutuyor ve “Merak etme birazdan silahlar susar ve biz de yolumuza devam ederiz.” Diyordu. Korkuyordum. “Baba neden bize ateş ediyorlar?” Silah sesleri her yerden geliyordu.

Sağ dizimde çok büyük bir acı hissettim. Pantolonum kırmızı olmaya başlamıştı. Babamla konuşmaya çalıştım. “Beni vurdular!” Diye bağırıyordum. Babam hâlâ “korkma” diyordu.

Sonra o kuşları tekrar gördüm. Bana doğru geliyorlar. Yaklaşıyorlar. Gülmeye başladım. Artık korkulacak bir şey yok.

Bu kuşlar nereye konsa parlıyor. Daha önce hiç görmedim böyle kuş. Her yanımı sardılar. Ben hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Bir koku var etrafta. Bu koku… Bu koku… aynı kardeşim gibi kokuyor. Yoksa ben cennette miyim?

*

Tarih 30 Eylül 2000. O gün caminin girişindeki beyaz tahtaya yine isimler yazıldı. Bu sefer yazılan isimlerden biri de küçük Muhammed’in ismiydi. O beyaz tahta hiçbir zaman Muhammed’in tahtayı ilk kez gördüğü gün kadar beyaz olmadı.